Dün akşam yaptığım şeyi sabah tekrar elime aldığımda hâlâ ne olduğunu anlayamadım.
Üç küçük tahta parçası.
Birbirlerine geçmişlerdi ve kolay kolay ayrılacak gibi görünmüyorlardı. Daren bunların bir araya gelebileceğini söylemişti. O konuda haklı çıkmıştı.
Fakat ortaya çıkan şeklin ne işe yaradığını açıklamam gerekse pek başarılı olamazdım.
Belki Thea'ya gösterirsem bir şeyler söylerdi.
Tahtaları Gareth'in doğum günümde hediye ettiği çantaya yerleştirdim. Ardından aşağı indim.
Kahvaltı masasında babamla Gareth oturuyordu. Annem ise Milia'yla birlikte mutfakta bir şeyler hazırlıyordu.
— Günaydın!
Babam başını kaldırdı.
— Günaydın, Luke. Gel, otur.
Sandalyeme geçtim.
Gareth önümdeki çantaya baktı.
— Dün yaptığın şey yanında mı?
— Evet.
— Sonunda ne olduğuna karar verdin mi?
Başımı iki yana salladım.
— Hayır.
Gareth gülümsedi.
— Daren'e sorabilirsin.
— Önce kendim bulacağım.
Babam ekmeğinden bir parça koparırken araya girdi.
— Dün akşam da aynı şeyi söylemiştin.
— Ama dün birleştirmeyi başardım.
— Biraz yardımla.
Ona baktım.
— Sen sadece tuttun.
— Oldukça önemli bir görevdi.
Gareth güldü.
— Ralph, çocuğun başarısına ortak olmaya çalışma.
Babam başını iki yana salladı.
— İkiniz bir araya geldiğinizde neden hep ben suçlu oluyorum?
Annem masaya otururken cevap verdi.
— Çünkü kolaylaştırıyorsun.
Gareth bu kez kahkaha attı.
Babam ise önündeki ekmeğe dönmeyi tercih etti.
Ben de gülümseyerek kahvaltıma başladım.
Dün babamla Gareth neredeyse bütün günü kütüphanede geçirmişlerdi. Eski bir defteri inceliyorlardı ama ne araştırdıklarını pek anlatmamışlardı.
Bugün de devam edeceklerdi.
Bu durum biraz canımı sıkıyordu.
Gareth'in birkaç günlüğüne gelmesine sevinmiştim. Fakat ziyaretinin tamamını babamla bir odaya kapanarak geçirmesini istemiyordum.
Onunla yapabileceğimiz başka şeyler de vardı.
Özellikle kılıç konusunda.
Babamın eski maceracı grubunun lideriydi. Ne kadar iyi dövüştüğünü merak ediyordum.
Tam bunu söylemek için ağzımı açmıştım ki dışarıdan derin bir çan sesi duyuldu.
Gooong!
Elimdeki ekmeği indirdim.
Kasabanın çanıydı.
Ama alıştığım kısa vuruşlara benzemiyordu.
Ses kesildi.
Birkaç saniye sonra yeniden yükseldi.
Gooong!
Babam başını kaldırdı.
Gareth de yemeyi bırakmıştı.
Üçüncü vuruş duyulduğunda babam sandalyesini geriye itti.
Gooong!
— Ne oluyor? diye sordum.
Babam ayağa kalktı.
— Dış yoldan acil yardım çağrısı.
— Ne olmuş?
— Henüz bilmiyorum.
Duvara asılı kılıcını aldı.
Annem mutfaktan çıkıp yanına geldi.
— Göreve mi gidiyorsun?
— Edric'in adamları topladığını tahmin ediyorum. Bir bakmam gerek.
Gareth de ayağa kalktı.
— Ben de geleyim.
Babam kılıcını beline takarken ona döndü.
— Şimdilik burada kalmanı istiyorum.
— Yardıma ihtiyacın olabilir.
— Olabilir. Ama ne olduğunu bile bilmiyoruz.
Gareth bir an durdu.
Babam devam etti.
— Ben dönene kadar Elisa ve Lucas'la kalır mısın? İçim daha rahat eder.
— Ralph, dedi annem. Kasabanın ortasındayız. Bize bir şey olacak değil.
— Biliyorum.
Babam ona baktı.
— Yine de Gareth burada kalsın istiyorum.
Gareth başını salladı.
— Peki. Ama bir şeye ihtiyacınız olursa haber gönder.
— Gönderirim.
Ben de sandalyemden indim.
— Baba, ben de gelebilir miyim?
— Olmaz, Luke.
— Ama—
— Bu kez olmaz.
Sesi sert değildi. Yine de kararını değiştirmeyeceğini anlayabiliyordum.
Babam yanıma gelip başımı okşadı.
— Ne olduğunu öğrenince anlatırım.
— Ne zaman döneceksin?
— Bilmiyorum. Umarım fazla sürmez.
Ardından annemle vedalaştı.
Gareth onu kapıya kadar geçirdi.
Babam çıkarken bir kez daha arkasına dönüp bize baktı.
— Kendinize dikkat edin.
— Sen de, dedi annem.
Kapı kapandı.
Pencereye gidip dışarı baktım.
Babam hızlı adımlarla kasabanın merkezine doğru ilerliyordu. Sokakta birkaç kişi daha vardı. Bazıları aynı yöne gidiyor, bazıları kapılarının önünde durmuş birbirleriyle konuşuyordu.
Üç çan vuruşu.
Bundan önce kasabada böyle bir çağrıya denk gelmemiştim.
Gareth yanıma geldi.
— Endişelendin mi?
Bir süre düşündüm.
— Biraz.
— Baban işini bilir.
Başımı salladım.
Biliyordum.
Ama yine de ne olduğunu merak ediyordum.
Gareth bir süre benimle birlikte dışarı baktıktan sonra elini omzuma koydu.
— Kahvaltını bitir. Sonra istersen bahçede biraz çalışırız.
Ona döndüm.
— Kılıç mı?
— Önce kılıç. Sonrasına bakarız.
İlgimi çekmeyi başarmıştı.
Masaya geri döndüm.
Babamın neyle karşılaşacağını bilmiyordum.
Fakat en azından Gareth'in nasıl dövüştüğünü öğrenebilirdim.
Ralph'ın Bakış Açısı
Muhafız binasına vardığımda Edric dışarıda bekliyordu.
Üzerinde zırhı vardı. Kılıcını da kuşanmıştı.
Yanında iki muhafız, bir arabacı ve kasabanın şifacılarından biri bulunuyordu.
Edric beni görünce konuşmasını kesip yanıma geldi.
— İyi, geldin.
— Ne olmuş?
— Rotass yolunda bir ticaret kervanına saldırılmış. Haberci biraz önce ulaştı.
— Haydutlar mı?
— Hayır. Bir yaratık.
Kaşlarımı çattım.
— Nerede?
— Eski taş ocağına ayrılan yolun biraz ilerisinde. Arabayla yarım saatten fazla sürmez.
O bölgeyi biliyordum.
Ana yol, kasabaya yaklaşmadan önce birkaç alçak tepenin arasından geçiyordu. Yolun bir yanında seyrek ağaçlar, diğer yanında geniş kayalıklar vardı.
— Kaç kişi yaralanmış?
Edric'in yüzü ciddileşti.
— Haberci iki kişinin öldüğünü, en az üç kişinin yaralandığını söylüyor.
— Ne zaman olmuş?
— Sabah erken saatlerde. Kurtulanlardan biri atla buraya gelmiş.
Muhafız binasının önündeki bankı gösterdi.
Üzerine battaniye örtülmüş bir adam oturuyordu. Ellerini birbirine kenetlemiş, önündeki toprağa bakıyordu.
— Yaratığı tarif edebildi mi? diye sordum.
— Dört uzvunu kullanarak koşuyormuş. Kolları oldukça uzunmuş. Bir ara iki ayağı üzerine kalktığını da görmüş.
— Boyu?
— Kendisi kadar olduğunu söylüyor.
Edric'le göz göze geldik.
— Uzunkol olabilir, dedim.
— Ben de öyle düşündüm.
Bir an tepeleri hatırladım.
Uzunkollar kayalık arazilerde yaşayan çevik avcılardı. Çoğunlukla sürüler hâlinde dolaşırlardı. Geniş mağaralarda barındıklarını da biliyordum.
Ancak insanların sık kullandığı bu yola kadar inmeleri olağan değildi.
— Kaç tane görmüş?
— Bir. Başkaları olup olmadığını bilmiyor.
— Kendisiyle konuşayım.
Adamın yanına gittim.
Beni görünce doğrulmaya çalıştı.
— Otur, dedim. Birkaç soru soracağım.
Yerine oturdu.
— Muhafız mısınız?
— Evet. Adım Ralph. Kervandaki insanları bulabilmemiz için saldırının nasıl gerçekleştiğini öğrenmem gerekiyor.
Adam başını salladı.
— Üç arabaydık. Un, tahıl, kurutulmuş et taşıyorduk. Kasabaya gelecektik.
— Saldırı nasıl başladı?
Adam birkaç saniye konuşmadı.
— Önce hayvanlar huzursuzlandı. Öndeki katır bir türlü yürümek istemiyordu.
Su kabını iki eliyle kavradı.
— Sonra tepelerden bir şey indi. Bir anda arabanın yanındaydı. Kimse ne olduğunu anlayamadı.
— Katıra mı saldırdı?
— Önce ona. Korumalardan biri de yaratığa doğru koştu.
Adamın sesi biraz alçaldı.
— İnsanlar bağırmaya başladı. İkinci arabanın hayvanları ürkünce araba yana devrildi.
— Yaratık sonra ne yaptı?
— Korumalarla uğraştı. Ardından tekrar katıra döndü.
— Siz nasıl kurtuldunuz?
— Üçüncü arabanın atlarından biri serbest kalmıştı. Ona binip buraya geldim.
Adam duraksadı.
— Orada kalanlar…
Sözünü tamamlamadı.
— Yardım götürüyoruz, dedim. Ama bir şeyi daha bilmem gerekiyor. Yaratık sen ayrılırken neredeydi?
— Yolun kenarındaydı. Sonra kayalara doğru uzaklaştığını gördüm.
— Yaralanmış olabilir mi?
Bir süre düşündü.
— Korumalardan biri ona kılıcıyla vurdu. Ama ne kadar zarar verdiğini göremedim.
Başımı salladım.
— Anlattıkların işimize yarayacak.
Adam yüzüme baktı.
— Onları kurtarabilecek misiniz?
— Elimizden geleni yapacağız.
Ayağa kalkıp Edric'in yanına döndüm.
— Tarife göre uzunkol olma ihtimali oldukça yüksek. Üstelik küçük bir birey olabilir.
— Genç olanlardan mı?
— Muhtemelen. Ama gidip görmeden emin olamayız.
Edric hazırlanan arabaya baktı.
— Şifacı hazır. Daha fazla vakit kaybetmeyelim.
Tarin ve Lenn de yanımıza geldi.
Tarin otuzlu yaşlarının başındaydı. Uzun süredir muhafızlık yapıyordu. Sessiz bir adamdı ama sahada ne yaptığını bilirdi.
Lenn ise on dokuz yaşındaydı.
Muhafızlığa başlayalı fazla olmamıştı. Eğitimlerde başarılıydı ve kendini geliştirmeye hevesliydi.
Ancak gerçek bir çatışmada yeterince deneyim kazanmamıştı.
Edric hepimizi karşısına aldı.
— Önceliğimiz yaralılar. Olay yerine ulaştığımızda ben şifacıyla birlikte kurtarma işlerini yöneteceğim. Ralph, sen Tarin ve Lenn'le çevreyi kontrol edersin.
Başımı salladım.
— Yaratığı bulursak?
— Duruma göre hareket edin. Yakınlarda bir sürü olabileceğini unutmayın.
— Merak etme.
Edric bana baktı.
— Bunu özellikle söylüyorum, Ralph.
— Neden?
— Eskiden de bazı şeyleri fazla kolay bulurdun.
Hafifçe gülümsedim.
— Sen de eskiden bu kadar söylenmezdin.
— Eskiden daha az sorumluluğum vardı.
Bu konuda haklıydı.
Edric uzun yıllardır muhafızlık yapıyordu. Gençliğinde de sıradan bir savaşçı değildi. Şimdi kasabanın güvenliğinden sorumluydu ve bu görevi ciddiye alıyordu.
Hazırlıklar tamamlanınca yola çıktık.
Edric, Tarin, Lenn ve ben at üzerindeydik. Şifacıyla arabacı ise yanımıza aldığımız yardım malzemelerini taşıyan arabadaydı.
Kasabada iki muhafız kalmıştı.
Yolun ilk kısmını hızlı geçtik. Arabanın geride kalmaması için bir süre sonra tempomuzu düşürdük.
Tarlalar geride kaldığında çevremizdeki arazi değişmeye başladı.
İleride kayalık tepeler uzanıyordu.
Tarin atını yanıma yaklaştırdı.
— Ralph, bu gerçekten uzunkolsa burada ne işi var?
— Bilmiyorum. Sürüsünden ayrılmış olabilir.
— Bu kadar aşağıya inmeleri pek görülmez.
— Aç kalmışsa daha fazla dolaşmış olabilir.
Lenn konuşmamızı dinliyordu.
— Çok güçlü müdürler?
Tarin ona döndü.
— Hangileri?
— Uzunkollar.
— Yetişkinleri tehlikelidir.
Lenn biraz düşündü.
— Hiç karşılaştın mı?
— Birkaç kez.
— Yendin mi?
Tarin bana baktı.
— Bunu anlatmak uzun sürer.
Lenn merakla bekledi.
Tarin yeniden önüne döndü.
— Üstelik hikâyenin güzel bir kısmı yok.
Lenn'in yüzü değişti.
— Kaybettin mi?
— Kaçtım.
— Gerçekten mi?
— Dört taneydiler.
Lenn sustu.
Bir süre sonra Tarin ekledi:
— İnsan bazen kaçacak kadar akıllı olmalı.
Bu kez genç muhafız cevap vermedi.
Atımı biraz yavaşlatıp ikisine baktım.
— Bugün de aynı şeyi yapacağız. Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu öğreneceğiz. Gerekirse geri döneceğiz.
Lenn başını salladı.
— Anlaşıldı.
Yolculuğun geri kalanında fazla konuşmadık.
İlerideki viraja yaklaştığımızda kırılmış bir araba tekerleği gördüm.
Hemen ardından diğer arabalar ortaya çıktı.
Ve saldırının bıraktığı izler.
Yolun kenarında duran üç yük arabasından biri yana devrilmişti.
Bir diğerinin ön tekerleği kırılmıştı. Sonuncusu ise biraz ileride, yolun ortasında duruyordu.
Çuvallar yırtılmış, tahıllar etrafa saçılmıştı. Kırık tahta parçaları ve birkaç kasa yolun iki yanına dağılmıştı.
Arabalardan birinin yanında birkaç kişi oturuyordu.
Bizi gördüklerinde ayağa kalkmaya çalıştılar.
— Muhafızlar! Buraya!
Seslenen adam, devrilmiş arabanın kenarına tutunarak doğruldu.
Edric hemen atından indi.
— Yaralılar nerede?
Adam yolun kenarını gösterdi.
— Şurada. Bir kişi de arabanın arkasında. Şifacı getirdiniz mi?
— Getirdik.
Edric arkasına döndü.
— Önce ağır yaralılara bakın. Diğerlerini de kontrol edin.
Şifacı çantasını alıp koşar adımlarla uzaklaştı.
Ben de atımdan indim.
Yolun biraz ilerisinde üzeri örtülmüş üç kişi vardı.
Edric onları fark etti.
— Üç kişi mi?
Adam başını eğdi.
— Evet.
— Haberci iki kişi öldüğünü söylemişti.
Adam cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.
— O gittikten sonra bir daha geldi.
Edric'in yüzü sertleşti.
— Yaratık mı?
— Evet.
Yanlarına yaklaştım.
— Nasıl oldu?
Adam kayalık yamacı gösterdi.
— İlk saldırıdan sonra oraya çıkmıştı. Gittiğini düşündük. Yaralıları arabaların arkasına taşıyorduk.
Yutkundu.
— Sonra yine geldi. Öndeki katıra doğru gidiyordu. Onu görünce herkes bağırmaya başladı.
— Saldırmaya mı çalıştınız? diye sordum.
— Hayır. Çoğumuz arabaların arkasına kaçtık. Ama Halven…
Adam sustu.
Bir süre sonra devam etti.
— Halven diğerlerini uyarmak için öne çıktı. Yaratık ona saldırdı. Yardım edemedik.
Edric kısa bir süre yerdeki örtülere baktı.
— Sonra ne yaptı?
— Bir süre daha orada kaldı. Hayvandan bir şeyler alıp tepelere çıktı.
Yamaçlara döndüm.
Demek yaratık ilk saldırıdan sonra bölgeden tamamen uzaklaşmamıştı.
Avına geri dönmüştü.
Bu, bir uzunkol için şaşırtıcı değildi.
Ancak insanların bulunduğu yere ikinci kez yaklaşması, açlığının ya da kendine güveninin oldukça fazla olduğunu gösteriyordu.
— Ne kadar önce oldu? diye sordum.
— Çok uzun olmadı. Siz gelmeden biraz önce.
Edric bana baktı.
Bu bilgi önemliydi.
Yaratık düşündüğümüz kadar uzakta olmayabilirdi.
— Tamam, dedi Edric. Siz artık burada kalmayacaksınız. Yaralıları arabaya yerleştirip kasabaya göndereceğiz.
Adam yorgun bir şekilde başını salladı.
Edric hemen diğerlerine talimat vermeye başladı.
Şifacı yaralılarla ilgilenirken arabacı, getirdiğimiz arabanın içini hazırlıyordu. Kervanın sağlam kalan arabasının da kullanılması mümkündü.
Tarin ve Lenn yanıma geldi.
— Çevreyi kontrol edelim mi? diye sordu Tarin.
— Önce izlere bakalım.
Öndeki arabanın yanına yürüdük.
Saldırının başladığı yer burası olmalıydı.
Yerde bir katır yatıyordu. Çevresindeki toprak oldukça fazla eşelenmişti.
Hayvanın yakınında birkaç büyük ayak izi vardı.
Çömeldim.
Uzun parmaklar.
Derin pençe izleri.
Ön ve arka uzuvların bıraktığı izler birbirinden farklıydı.
Tarin de yanıma eğildi.
— Uzunkol.
— Kesinlikle.
Lenn izleri dikkatle inceliyordu.
— Gerçekten bu kadar uzun parmakları mı var?
— Gördüğün gibi.
Genç muhafız elini uzatıp kendi parmaklarıyla izleri karşılaştırdı.
— Pençeleri de epey büyükmüş.
Tarin ona baktı.
— O yüzden fazla yaklaşmamanı öneririm.
Lenn elini geri çekti.
İzlerin devamını takip ettim.
Yaratık ilk saldırı sırasında katırın çevresinde dolaşmış, daha sonra kayalık yamaca doğru ilerlemişti.
Ancak bazı izler farklı yönlere bakıyordu.
Bir grup yamaca çıkarken diğerleri aşağıya doğru uzanıyordu.
İkinci kez geri geldiği için aynı bölgeden birden fazla kez geçmiş olmalıydı.
Biraz ilerideki kayanın üzerinde koyu renkli birkaç damla fark ettim.
Yaklaşıp inceledim.
Kandı.
Kervandaki korumalardan biri yaratığı yaralamış olabilirdi.
Bu da iz sürmemizi kolaylaştırabilirdi.
Ama kanamanın ne kadar sürdüğünü bilmiyorduk.
Edric yanımıza geldi.
— Ne buldunuz?
— Uzunkol olduğu kesinleşti. Yamaçlara çıkmış. Bir de yaralanmış olabilir.
Edric kan izine baktı.
— Demek korumalardan biri isabet ettirmiş.
— Öyle görünüyor.
— Ne düşünüyorsun?
Yukarıya baktım.
Ağaçların seyrekleştiği yerde büyük kaya çıkıntıları yükseliyordu.
— Yakınlarda olabilir. En azından hangi yöne gittiğini öğrenmeliyiz.
Edric kısa bir süre düşündü.
— Biz yaralıları hazırlayacağız. Siz çevreyi kontrol edin. Ama yerini bulamazsanız fazla uzaklaşmayın.
— Tamam.
— Özellikle Lenn'e dikkat et.
Gözüm genç muhafıza kaydı.
Edric onun da duyabileceği bir sesle konuşmuştu.
Lenn biraz rahatsız görünüyordu.
— Dikkatli olacağım, komutanım.
Edric başını salladı.
— O zaman gidin.
Tarin ve Lenn'i yanıma çağırdım.
Üçümüz kayalık yamaca doğru ilerlemeye başladık.
Lucas'ın Bakış Açısı
Gareth elindeki tahta kılıcı birkaç kez çevirdi.
Ardından karşıma geçip durdu.
— Önce babanın sana neler öğrettiğini görelim.
Kılıcımı kaldırdım.
— Tamam.
— Hazırsan saldır.
Birkaç adım yaklaşıp sağdan bir hamle yaptım.
Gareth kolayca karşıladı.
Hemen geri çekilip bu kez soldan denedim.
Yine karşılık verdi.
Ancak kılıcını üzerime savurmak yerine yalnızca saldırılarımı durduruyordu.
Bir süre sonra hareketlerini biraz daha dikkatli izlemeye başladım.
Sağ ayağı gerideydi.
Kılıcını oldukça rahat tutuyordu.
Bir adım yaklaştım.
Gareth de yer değiştirdi.
Bu kez kılıcımı yukarı kaldırıp aşağı indirecekmiş gibi yaptım.
Son anda yön değiştirerek yan tarafına saldırdım.
Gareth kılıcını çevirip hamlemi karşıladı.
Ama bu kez biraz daha hızlı hareket etmek zorunda kalmıştı.
— Güzel, dedi.
Gülümsedim.
Hemen bir saldırı daha yaptım.
Gareth yana çekildi.
Ben de peşinden ilerledim.
Ancak üçüncü hamlemde kılıcımı fazla ileri uzattım.
Gareth kendi kılıcını hafifçe aşağı indirip benimkini yana itti.
Dengemi toparlayana kadar omzuma dokunmuştu.
— Burada duralım.
Kılıcımı indirdim.
— Nasıldı?
— Yaşına göre oldukça iyi.
Bu hoşuma gitmişti.
— Gerçekten mi?
— Baban seni iyi çalıştırmış. Özellikle kılıcı savurduktan sonra toparlanmayı öğrenmişsin.
Kılıcımı elimde çevirdim.
— Çok çalışıyoruz.
— Belli oluyor.
Gareth önümdeki toprağı işaret etti.
— Ama son saldırında bütün ağırlığını öne verdin. Fark ettin mi?
Başımı salladım.
— Biraz.
— Ben yana çekilmeseydim daha güçlü vurabilirdin. Ama çekildiğimde kendini toparlaman zorlaştı.
Kendi duruşunu gösterdi.
Bir adım öne atılıp kılıcını savurdu.
Ardından aynı hareketin içinden rahatça geri çekildi.
— Güçlü saldırmak için dengenin bozulması gerekmiyor.
Bir süre hareketini izledim.
Sonra denedim.
İlkinde ayağımı yanlış yerleştirdim.
İkincisinde biraz daha iyi oldu.
Üçüncüde ise geri çekilmek düşündüğümden kolaydı.
Gareth başını salladı.
— İşte böyle.
Bir süre daha çalıştık.
Sonunda kılıcını indirip bahçenin kenarına yürüdü.
— Peki, büyü kullanırken de aynı şekilde hareket edebiliyor musun?
Peşinden gittim.
— Nasıl yani?
— Kılıçla saldırırken büyü yapabiliyor musun?
Bir an düşündüm.
— Yapabiliyorum.
— Hareket ederken de mi?
— Evet.
Gareth bana döndü.
— O zaman bir şey deneyelim.
Tekrar bahçenin ortasına geçtik.
— Ben kendimi savunacağım. Sen de kılıçla birlikte büyü kullanarak bana ulaşmaya çalışacaksın.
İlgimi çekmişti.
— Hangi büyüyü?
— Sen seç.
Şaşırdım.
— İstediğimi mi?
— Kontrol edebildiğin herhangi bir büyüyü. Ama bana gerçekten zarar vermeye çalışmanı istemiyorum.
Başımı salladım.
— Tamam.
— Hazır olduğunda başlayabiliriz.
Kılıcımı kaldırdım.
Bir süre düşündüm.
Toprak Eli'ni kullanabilirdim.
Gareth'in ayağını tutabilirsem hareket etmesini engellerdim.
Ama az önce nasıl yer değiştirdiğini görmüştüm. Ayağını yakalamak düşündüğüm kadar kolay olmayacaktı.
Başka seçeneklerim de vardı.
Su Topu.
Fısıldayan Rüzgâr.
Hatta ateş büyüleri…
Ama bahçede Gareth'e ateş fırlatmak pek iyi bir fikir değildi.
Önce daha basit bir şey denemeye karar verdim.
İleri atıldım.
Gareth kılıcımı karşıladı.
İkinci saldırımda yana çekildi.
Peşinden dönüp yeniden saldırırken büyüye odaklandım.
— Fısıldayan Rüzgâr!
Hafif bir esinti Gareth'in yan tarafına doğru ilerledi.
Gareth bunu fark edip kılıcının duruşunu değiştirdi.
Rüzgârın etkisi kılıcını biraz oynatmıştı.
Ama saldırımı karşılamasına engel olmadı.
Hatta tam tersine, büyüye odaklandığım sırada bana yaklaşmayı başardı.
Tahta kılıcının ucu göğsümün önünde durdu.
— İlk deneme bitti, dedi.
Kaşlarımı çattım.
— Rüzgârı hissettin mi?
— Hissettim.
— Ama kılıcını hareket ettiremedim.
— Biraz ettirdin.
— Yetmedi.
Gareth gülümsedi.
— Sorun yalnızca büyünün gücü değildi. Onu kullanırken kılıcınla ne yapacağını düşünmeyi bıraktın.
Elimdeki tahta kılıca baktım.
Haklıydı.
Büyü yaparken saldırımı tamamlamayı unutmuştum.
Gareth birkaç adım geriye çekildi.
— Tekrar deneyebilirsin.
Bu kez acele etmedim.
Kılıcımı kaldırıp karşısına geçtim.
Önce normal saldırılar yaptım.
Gareth bunları karşıladı.
Bir süre sonra hareketlerini izleyerek geri çekildim.
Hangi yöne kaçacağını anlamaya çalışıyordum.
Sağa gittiğinde sol ayağına yükleniyordu.
Sola geçtiğinde ise kılıcını biraz daha yukarıda tutuyordu.
Belki bunu kullanabilirdim.
Bir adım yaklaşıp sağdan saldırdım.
Gareth kılıcımı karşıladı.
Hemen geri çekilerek bu kez biraz daha alçaktan denedim.
Gareth ayağını geriye aldı.
Beklediğim hareket buydu.
— Toprak Eli!
Ayağının bulunduğu yerde toprak yükseldi.
İki kalın çıkıntı bileğine doğru kapanmaya başladı.
Gareth hareketi fark eder etmez ayağını çekti.
Ama bu kez büyünün başarısız olmasını beklemedim.
Ayağını kaldırdığı anda kılıcımla yeniden saldırdım.
Gareth'in gözleri bir an için büyüdü.
Kılıcını hızla çevirerek hamlemi karşıladı.
Ancak bunu yaparken geriye doğru bir adım atmak zorunda kaldı.
Ben de peşinden ilerledim.
Tam bir saldırı daha yapacaktım ki Gareth kendi kılıcını benimkinin altına soktu.
Kılıcımı yana itti.
Ardından omzuma hafifçe dokundu.
— Dur.
Nefes nefese kalmıştım.
Ama gülümsüyordum.
— Bu kez daha iyiydi!
Gareth de gülümsedi.
— Kesinlikle.
Topraktan oluşturduğum çıkıntılara baktı.
— Ayağımı yakalayamayacağını fark edince saldırıya devam ettin.
Başımı salladım.
— Büyüyü kullanırken senin hareket etmeni bekledim.
— Güzel düşünmüşsün.
Bu sözleri duymak hoşuma gitmişti.
Gareth yeniden bana döndü.
— Ama bir şeyi kaçırdın.
— Neyi?
Kılıcını kaldırıp son hamlemde bulunduğum yere geçti.
— Ben geri çekilirken peşimden geldin. Kılıcın da önümdeydi. Fakat ikinci saldırına hazırlanırken sol tarafın tamamen açıktı.
Kendi kılıcıyla o bölgeyi işaret etti.
— Eğer yalnızca savunma yapıyor olmasaydım oradan saldırabilirdim.
Bir süre düşündüm.
Gerçekten de son hamlemde bütün dikkatimi ona yetişmeye vermiştim.
— Yani büyü kullanırken kılıcımla savunma yapmayı da düşünmem gerekiyor.
— Yalnızca düşünmek yetmez. Alışkanlık hâline getirmelisin.
Kılıcımı yeniden kaldırdım.
— Bir daha deneyelim mi?
Gareth güldü.
— Biraz dinlenelim.
— Daha yorulmadım.
— Ben yoruldum.
Şaşkınlıkla ona baktım.
Gerçekten yorulmuş olabilir miydi?
Gareth gülümsemeye devam etti.
— Bu kadar kolay inanma.
İç çektim.
Bana da biraz dinlenmek iyi gelebilirdi.
Bahçenin kenarındaki masaya geçtik.
Annem biraz sonra dışarı çıkıp bize su getirdi.
— Nasıl gidiyor bakalım?
— Gareth'le kılıç ve büyü çalışıyoruz!
Annem Gareth'e baktı.
— Çok yormuyor, değil mi?
Gareth başını iki yana salladı.
— Ralph'ın ona öğrettiklerini iyi öğrenmiş. Şimdi bunları birlikte kullanmayı çalışıyoruz.
Annem gülümsedi.
— Güzel. Ama kendinizi fazla kaptırmayın.
Bana döndü.
— Luke, birazdan yemek hazırlayacağım. Acıkırsan haber ver.
— Tamam, anne.
Annem içeri döndükten sonra Gareth'le bir süre bahçede oturduk.
Elimdeki bardağa bakarken babamı düşündüm.
Şimdiye kadar nereye gitmişti acaba?
Acaba saldırının olduğu yere ulaşmış mıydı?
Gareth sessizliğimi fark etti.
— Aklın babanda mı?
Başımı kaldırdım.
— Biraz.
— Döndüğünde ona bugün öğrendiklerini gösterebilirsin.
Gülümsedim.
— Seninle çalıştığımı duyunca ne der acaba?
Gareth bir süre düşündü.
— Önce nasıl çalıştığımızı sorar.
— Sonra?
— Birkaç hata bulur.
Bunu hayal etmek zor değildi.
Ben de güldüm.
— Bence de.
Gareth suyunu bitirip ayağa kalktı.
— Hadi. Birkaç deneme daha yapalım.
Kılıcımı almak için peşinden gittim.
Bu kez büyüye odaklanırken savunmamı açık bırakmamaya çalışacaktım.
Ralph'ın Bakış Açısı
Kayalıklara doğru yükseldikçe zemin değişmeye başlamıştı.
İlk başta yumuşak toprağın üzerinde ilerliyorduk. Yaratığın ayak izlerini takip etmek zor değildi.
Ancak birkaç yüz adım sonra toprak azaldı.
Yerini sert taşlar ve alçak çalılar aldı.
Burada iz sürmek daha fazla dikkat gerektiriyordu.
Tarin önümde yürüyordu.
Lenn ise arkamızdaydı.
— Lenn, arkamızı kontrol etmeyi unutma, dedim.
— Tamam.
— Yalnızca geldiğimiz yolu değil, yukarıdaki kayaları da gözle.
Genç muhafız başını kaldırıp çevreyi inceledi.
— Anlaşıldı.
Yürümeye devam ettik.
Rüzgâr yamaçtan aşağı esiyordu.
Büyük kayaların arasından geçerken bazen hafif bir uğultu duyuluyordu.
Bir süre sonra Tarin elini kaldırdı.
Durduk.
Önümüzdeki toprağı işaret etti.
— Burada izler var.
Yanına gittim.
Yaratığın ön uzuvlarından birinin bıraktığı derin bir iz seçiliyordu.
Biraz ileride benzeri vardı.
Ancak izlerin yönü aynı değildi.
Bazıları yukarıya doğru uzanırken diğerleri aşağıya bakıyordu.
Çömelip inceledim.
Tarin de yanıma eğildi.
— Birden fazla kez geçmiş.
Başımı salladım.
— Kervana geri döndüğünde aynı yolu kullanmış olabilir.
— Burayı iyi biliyor gibi.
— En azından yönünü bulmakta zorlanmamış.
Ayağa kalkıp çevreyi inceledim.
Yamaç boyunca büyük kaya çıkıntıları uzanıyordu. Aralarında kısa otlar ve yer yer alçak çalılar vardı.
İnsanların yürümekte zorlanacağı yerlerdi.
Ama bir uzunkol için oldukça elverişliydi.
Uzun kollarıyla kayalara tutunabilir, güçlü bacakları sayesinde kolayca sıçrayabilirdi.
Tarin birkaç adım ilerledi.
— Kan izleri burada da var.
Yanına gittim.
Küçük bir taşın üzerinde birkaç koyu damla bulunuyordu.
Yaratık yaralanmıştı.
Ancak damlaların miktarına bakılırsa ciddi bir yara olmayabilirdi.
Tarin'e döndüm.
— Buradan devam etmiş.
Tarin yukarıya baktı.
— Daha ne kadar gideceğiz?
Bir süre düşündüm.
— Şu sırtı kontrol edelim. Sonra karar veririz.
Lenn arkamızdan seslendi.
— Neden daha yukarı çıkmıyoruz?
Ona döndüm.
— Çünkü neyin peşinde olduğumuzu biliyoruz ama nerede olduğunu bilmiyoruz.
— İzler yukarıya gidiyor.
— Bir kısmı yukarıya gidiyor. Diğerleri geri dönüyor.
Lenn bir süre yere baktı.
Sonra başını salladı.
— Anladım.
Tarin onun yanından geçerken konuştu.
— Bazen en iyi iz, nerede durman gerektiğini söyleyendir.
Lenn kaşlarını çattı.
— Bu ne demek?
— Yürümeye devam et de düşün.
İstemeden gülümsedim.
Üçümüz yeniden ilerlemeye başladık.
Bir süre sonra ağaçlar neredeyse tamamen kayboldu.
Yamacın üst kısmı daha açıktı.
Ancak büyük kayalar görüşümüzü kesiyordu.
Önümüzde iki farklı geçit uzanıyordu.
Biri daha yukarıya çıkıyor, diğeri kayaların arasından dolanarak aşağıdaki yola yöneliyordu.
Tarin yukarıya çıkan geçidi gösterdi.
— Sence oraya mı gitmiş?
Cevap vermeden önce çevreyi inceledim.
Geçidin girişinde bazı taşlar yerinden oynamıştı.
Biraz ileride de kırılmış küçük bir dal vardı.
Ama bunların yaratığa ait olduğundan emin olamazdık.
Diğer geçide baktım.
Orada daha fazla toprak vardı.
Yere çömelip izleri inceledim.
Uzun parmakların bıraktığı hafif oyuklar seçiliyordu.
Bazıları yukarıya, bazıları aşağıya yönelmişti.
Tarin yanıma geldi.
— Yine aynı şey.
— Evet.
— Buradan birkaç kez gidip gelmiş olabilir.
Başımı salladım.
Kervandaki adamın anlattıklarını düşündüm.
Yaratık ilk saldırıdan sonra avını bırakıp kayalıklara çekilmişti.
Sonra tekrar geri dönmüştü.
Muhtemelen burada kendine güvenli bir yer bulmuş, yiyecek taşıyıp geri gelmişti.
Ancak çevrede büyük bir mağara girişi görünmüyordu.
Bu da uzun süreli bir barınaktan ziyade geçici bir saklanma yeri kullanıyor olabileceğini düşündürüyordu.
Tarin'e döndüm.
— Alt geçidi kontrol edeceğiz.
Başını salladı.
Lenn'e seslendim.
— Yaklaş.
Genç muhafız birkaç adım öne geldi.
— Ne buldunuz?
— Yaratık bu bölgeden birkaç kez geçmiş. Yakınlarda saklanabileceği yerler var.
Lenn hemen kayalara baktı.
— Hâlâ burada olabilir mi?
— Olabilir. O yüzden gözünü çevreden ayırma.
Başını salladı.
— Tamam.
Yürümeye başladık.
Geçit, iki büyük kaya çıkıntısının arasından uzanıyordu.
Sağ tarafımızda yüksek taşlar vardı. Solumuz ise daha alçak bir yamaca açılıyordu.
Tarin önümde ilerliyordu.
Ben ortadaydım.
Lenn de birkaç adım arkamızdaydı.
Bir süre konuşmadık.
Ayaklarımızın altındaki taşlar bazen kayıyor, küçük sesler çıkarıyordu.
Rüzgârın uğultusu bu seslerin bir kısmını bastırıyordu.
Geçidin ortasına yaklaştığımızda Tarin durdu.
Eğilip önündeki toprağı gösterdi.
— Ralph.
Yanına gittim.
Kayanın dibinde belirgin bir iz vardı.
Bir ön uzvun bıraktığı derin oyuk.
Hemen yanında daha küçük bir iz bulunuyordu.
Çömeldim.
— Burada durmuş.
Tarin yukarıya baktı.
— Sıçramadan önce mi?
— Olabilir.
Parmak izlerinin yönünü inceledim.
Yaratık aşağıya doğru bakıyormuş gibi görünüyordu.
Tarin diğer taraftaki toprağa geçti.
— Şurada da birkaç iz var.
Yanına yaklaşırken arkamı kontrol ettim.
Lenn geçidin girişine yakın durmuş çevreyi gözlüyordu.
Şimdilik her şey yolundaydı.
Yeniden yere baktım.
İzlerin arasında bir fark vardı.
Bazıları daha derindi.
Diğerleri ise hafifçe toprağa basılmıştı.
Yaratık burada yavaşlamış, ardından hızlanmış olabilirdi.
Ama neden?
Kayanın üst kısmına baktım.
Büyük bir çıkıntı vardı.
Üzerinde birkaç alçak çalı uzanıyordu.
Daha yukarıdaki taşların arasından burası rahatça görülebilirdi.
Bir uzunkol için uygun bir gözlem noktasıydı.
Bu düşünce hoşuma gitmedi.
— Tarin, dedim.
Başını kaldırdı.
— Ne oldu?
— Burada fazla kalmayacağız. Son izleri kontrol edip geri döneceğiz.
Başını salladı.
Arkamızdan Lenn'in sesi duyuldu.
— Ralph, burada da bir şey var!
Döndüm.
Lenn biraz yana çıkmıştı.
Geçidin girişindeki büyük kayanın dibine eğilmiş, yerdeki bir işareti inceliyordu.
Bir eliyle kılıcının kabzasını tutuyordu ama gözleri tamamen topraktaydı.
— Lenn, bulunduğun yerden ayrılma!
Genç muhafız başını kaldırdı.
— Sadece şu izi—
Sözünü bitiremedi.
Kayanın üst kısmında bir hareket fark ettim.
Kül renginde uzun bir kol, çıkıntının kenarından aşağı uzandı.
Ardından bir baş göründü.
Dar gözler doğrudan Lenn'e bakıyordu.
Elim kılıcımın kabzasına gitti.
— LENN! SOLA ÇEKİL!
Yaratık atladı.
Her şey birkaç saniye içinde gerçekleşti.
Önce güçlü arka bacaklarıyla kendini kayadan itti.
Ardından iki uzun ön uzvunu açarak aşağı fırladı.
Lenn başını kaldırdığında yaratık çoktan üzerine geliyordu.
Genç muhafız geriye çekilmeye çalıştı.
Ama kayaların arasındaki dar alanda yeterince hızlı hareket edemedi.
Yaratığın bir kolu omzuna çarptı.
Pençeleri giysisini yırtarken Lenn dengesini kaybedip yere düştü.
Aynı anda ileri atıldım.
Kılıcımı çekip yaratığın ikinci hamlesinin önüne soktum.
Keskin bir çarpışma sesi duyuldu.
Yaratık kolunu hızla geri çekti.
Ardından dört uzvunun üzerine inip geriye sıçradı.
Lenn'e uzandım.
Yakasından tutup onu geriye çektim.
— Tarin!
Tarin çoktan yanımıza gelmişti.
Lenn'i kolundan yakalayıp ayağa kaldırdı.
— Geriye!
İkisi birkaç adım uzaklaşırken ben yaratığın önüne geçtim.
Uzunkol dört uzvunun üzerinde duruyordu.
Sonunda onu açıkça görebiliyordum.
Yaklaşık bir insan boyundaydı.
Ancak bir insandan oldukça farklıydı.
Uzun kolları, öne eğilmiş gövdesi ve güçlü arka bacakları vardı. Kül rengindeki derisi bazı bölgelerde daha koyu görünüyordu.
Geniş çenesinin üzerinde dar gözleri bulunuyordu. Başı hareket ederken omuzlarının çevresindeki kaslar da geriliyordu.
Bir uzunkoldu.
Üstelik henüz yetişkin değildi.
Boyuna ve vücut yapısına bakılırsa sürüden ayrılmış genç bir birey olmalıydı.
Bu, kervana neden tek başına saldırdığını açıklayabilirdi.
Ama şu anda bunun bir önemi yoktu.
Karşımızdaki yaratık ne yaptığını biliyordu.
Lenn'in dikkati dağıldığı anda saldırmıştı.
Üstelik ilk hamlesi başarısız olunca paniğe kapılıp kaçmamıştı.
Gözleri benimle arkamdaki muhafızlar arasında gidip geliyordu.
Tarin'in sesini duydum.
— Ralph! Lenn'in omzu yaralanmış!
Gözümü yaratıktan ayırmadım.
— Onu şu kayanın arkasına götür. Yaraya bak!
Tarin hemen harekete geçti.
Lenn ayağa kalkmaya çalışırken sendeledi.
— Yürüyebilirim…
— O zaman çabuk davran, dedi Tarin.
İkisi sağ arkamızdaki büyük kayanın dibine çekildi.
Yaratığın gözleri onları takip etti.
Bir adım sağa kaydı.
Ben de aynı yönde hareket ederek önünü kapattım.
Durdu.
Başını hafifçe yana eğdi.
Ağzından alçak, boğuk bir ses çıktı.
Kılıcımı iki elimle tuttum.
Yaratık yeniden hareket etti.
Önce sola.
Ardından hızla sağa.
Onunla birlikte döndüm.
Beni geçip yaralı muhafıza ulaşmaya çalışıyordu.
Buna izin veremezdim.
Arkamdan Lenn'in zorlanan nefesini duyabiliyordum.
Tarin bir yandan yarasına bakıyor, bir yandan da kılıcını ulaşabileceği bir yerde tutuyordu.
Yaratık aniden doğruldu.
İki ayağı üzerine kalktığında uzun kolları iki yanında sarkıyordu.
Birkaç saniye boyunca beni izledi.
Sonra tekrar yere indi.
Bu kez gövdesini daha fazla alçalttı.
Ön uzuvlarını biraz açtı.
Sıçramaya hazırlanıyordu.
Sağ ayağımı geriye aldım.
Kılıcımın ucunu hafifçe indirdim.
Yaratığın bakışları sol tarafımdaki açıklığa kaydı.
Oradan geçebileceğini düşünüyordu.
Bir adım geri çekildim.
Açıklık biraz daha büyüdü.
Yaratık hareketsiz kaldı.
Bekliyordu.
Ben de bekledim.
Aramızdaki mesafe birkaç adımdan fazla değildi.
Rüzgâr kayaların arasından geçerken kısa bir uğultu duyuldu.
Yaratığın başı hafifçe hareket etti.
Ardından ağırlığını ön uzuvlarına verdi.
Bir sonraki anda bütün gücüyle ileri fırladı.
Tam beklediğim yerden.
Kılıcımı kaldırdım.
Bu kez onu durdurmakla yetinmeyecektim.

Yorumlar 0