Lucas'ın Bakış Açısı

Gareth'le sabah yaptığımız antrenmanın ardından biraz dinlenmiş, öğleden sonra da Thea'lara uğramaya karar vermiştim.

Son zamanlarda arkadaşlarımla eskisi kadar sık görüşemiyordum. Gareth'in gelişiyle antrenmanlarımız uzamış, boş zamanlarımın çoğunu evde geçirmeye başlamıştım.

Daren'in atölyesine yaklaştığımda birbirine çarpan tahta sesleri duydum.

Bahçeye girdiğimde Thea ile Bram'ın karşılıklı durduğunu gördüm. İkisinin de elinde tahta kılıç vardı.

Biraz ileride Mira, oturduğu küçük taburede kitabını inceliyordu.

— Luke! diye seslendi Thea.

Bram kılıcını indirdi.

— Tam da seni konuşuyorduk.

— Ne konuşuyordunuz?

Thea kılıcını omzuna yasladı.

— Bram artık eskisi kadar kolay yenilmiyor.

— Bu iyi bir şey değil mi?

— İyi tabii. Ama eskiden daha kolaydı!

Bram itiraz etti.

— Sen de hep aynı yerden saldırıyorsun.

— Çünkü o taraftan savunma yapamıyorsun!

— Artık yapabiliyorum.

Thea hemen karşısına geçti.

— Öyleyse göster!

Ben de kenara çekilip onları izledim.

Thea her zamanki gibi ilk saldıran oldu. Kılıcını Bram'ın sağ tarafına savurduğunda Bram darbeyi karşılayıp yana adım attı.

Ardından karşılık vermeye çalıştı.

Thea son anda geri sıçradı.

— Az kalsın! dedi Bram.

— Ama vuramadın!

İkisi yeniden karşı karşıya geldi.

Bram'ın geliştiği belliydi. Eskiden yalnızca saldırıları karşılamaya çalışırken artık fırsat bulduğunda kendisi de saldırıyordu.

Yine de Thea daha hızlıydı.

Birkaç hamle sonra Bram dengesini kaybedince Thea kılıcını onun koluna dokundurdu.

— Kazandım!

Bram kılıcını indirdi.

— Bir daha yapalım.

— Önce Luke'la dövüşeceğim.

Thea bana döndü.

— Ne dersin?

— Olur.

Bram'la yer değiştirdim.

Thea beklediğim gibi hemen saldırdı. Kılıcını karşılayıp yana çekildim ve karşılık verdim.

Tahta kılıcım omzuna hafifçe dokundu.

— Yakaladım.

Thea şaşkınlıkla bana baktı.

— Çok hızlıydın!

— Son zamanlarda Gareth'le çalışıyorum.

— O zaman tekrar!

İkinci karşılaşmamız daha uzun sürdü. Bu kez Thea hareketlerimi dikkatle izledi, birkaç saldırımı karşılamayı başardı.

Hatta bir ara beni geri çekilmeye zorladı.

Ama sonunda yine kazandım.

— Gareth sana ne öğretiyor böyle? diye sordu.

— Daha çok hata yaptığım yerleri gösteriyor.

— Bana da gösterebilir misin?

— Tabii.

Tam o sırada Mira'nın sesi duyuldu.

— Artık bana da bakacak mısınız?

Üçümüz ona döndük.

Mira kitabını kapatıp ayağa kalkmıştı.

— Size bir şey göstereceğim.

Thea hemen yanına koştu.

— Büyü mü?

Mira gururla başını salladı.

— Evet! Sonunda başardım!

Bahçenin açık bir bölümüne geçip biraz geride durmamızı istedi.

İki elini öne uzattı ve büyünün sözlerini yavaşça söylemeye başladı.

İlk başta hiçbir şey olmadı.

Ardından yerdeki kuru yapraklar kıpırdamaya başladı.

Hafif bir rüzgâr yükselerek yaprakları havalandırdı. Birkaç saniye sonra rüzgâr güçlendi ve yaprakların bir kısmı bahçenin diğer tarafına savruldu.

Mira ellerini indirdi.

— Gördünüz mü?

Thea heyecanla alkışladı.

— Harikaydı!

Bram yere dağılan yapraklara baktı.

— Bunu gerçekten sen mi yaptın?

— Başka kim yapmış olabilir?

Mira'nın gururlu hâlini görünce gülümsedim.

— Tebrik ederim. Gerçekten güzel olmuş.

— Teşekkür ederim!

Sonra bana döndü.

— Sen de Fısıldayan Rüzgâr'ı kullanabiliyorsun, değil mi?

— Evet.

— Benimki nasıl? Seninkine benziyor mu?

Mira'nın oluşturduğu rüzgâr beklediğimden güçlüydü. Üstelik büyü yapmayı öğrenmeye başlayalı çok uzun zaman olmamıştı.

— Bence gayet iyi, dedim.

— O zaman sen de yap! İkisini karşılaştıralım.

Mira kenara çekildi.

Elimi ileri uzatıp Fısıldayan Rüzgâr'ın büyü sözlerini söyledim.

Manamı yönlendirdiğimde rüzgâr oluşmaya başladı.

Yerdeki yapraklar havalanarak önümde dönmeye başladı.

Biraz daha güçlendirmeyi düşündüm.

Ancak rüzgârın şiddeti artmaya başladığında mana akışını sabit tuttum.

Birkaç saniye sonra büyüyü sonlandırdım.

Mira yerdeki yapraklara baktı.

— Seninki daha hızlı oluştu.

— Uzun zamandır çalışıyorum.

— Biliyorum. Ama güçleri neredeyse aynıydı, değil mi?

Ben de aynı şeyi düşünüyordum.

— Sanırım öyle.

Mira sevinçle ellerini birleştirdi.

— O zaman gerçekten ilerlemişim!

— Kesinlikle.

Onun adına sevindim.

Fakat aklımda bir soru vardı.

Mira büyü yapmaya yeni başlamıştı. Ben ise uzun zamandır çalışıyordum.

Yine de oluşturduğumuz rüzgârlar arasında beklediğim kadar büyük bir fark yoktu.

Elime baktım.

Daha güçlü bir büyü yapabileceğimi hissediyordum.

Öyleyse neden her seferinde aynı sonucu elde ediyordum?

Ralph'ın Bakış Açısı

Kasabadaki işlerimi bitirip eve döndüğümde Gareth'i bahçedeki masanın başında buldum.

Önüne Aren'in defterini ve birkaç kâğıt yaymıştı.

— Yine mi başladın? diye sordum.

Başını kaldırdı.

— Bu kez bir şey bulduğumu düşünüyorum.

Yanına oturdum.

Gareth önüme üç sayfa koydu.

— Şunlara bak.

İlk sayfada Aren'in büyü denemelerine ilişkin kısa açıklamalar vardı. Diğer ikisinde de benzer gözlemler yazılmıştı.

Ancak Gareth'in gösterdiği şey açıklamalar değildi.

Sayfaların kenarlarındaki işaretlerdi.

— Bunları daha önce de görmüştük, dedim.

— Ama aynı işaretlerin tekrarlandığını fark etmemiştik.

İlk sayfadaki dört işareti gösterdi.

Ardından diğer sayfalardakileri.

Hepsi aynı sırayla çizilmişti.

— Gerçekten de aynılar.

— Bir de şuna bak.

Gareth defterin sonlarına doğru ilerledi. Birkaç sayfa çevirdikten sonra kısa bir notu gösterdi.

“Bu kısmı anlamadan devam etmemin bir anlamı yok.”

Hemen altında yine aynı dört işaret vardı.

— Demek Aren de burada takılmış, dedim.

— Öyle görünüyor.

Notun devamını inceledim.

Aren farklı denemeler yapmış, bazı sonuçları karşılaştırmış, birkaç açıklamanın üzerini çizmişti.

Fakat işaretlerin anlamını açıklayan tek bir cümle yoktu.

— Kendi oluşturduğu bir şifre olabilir mi?

— Olabilir. Ama emin değilim.

Bir süre daha sayfaları inceledik.

Aren'in bazı gözlemlerini artık anlayabiliyorduk. Hangi denemeyi neden yaptığını da kabaca çıkarabiliyorduk.

Ancak bu işaretlerin bulunduğu bölümlerde bütün bağlantılar kopuyordu.

— Bunları nereden öğrenmiş olabilir? diye sordum.

Gareth omuz silkti.

— Bilmiyorum. Bana da bazı çizimlerini gösterirdi ama ne anlama geldiklerini açıklamazdı.

— Hiç sormadın mı?

— Defalarca. Genellikle konuyu değiştirirdi.

Önümüzdeki sayfalara baktım.

Aren'in araştırmalarını anlamaya çalışırken en başından beri önemli bir şeyi gözden kaçırıyor olabilirdik.

— Belki yanlış yerden başlıyoruz, dedim.

Gareth bana döndü.

— Ne demek istiyorsun?

— Aren'in neyi araştırdığını anlamaya çalışıyoruz. Ama kullandığı işaretleri bile okuyamıyoruz. Önce bunları çözmemiz gerekmiyor mu?

— Ben de bunu düşünüyordum.

— Kasabada yardımcı olabilecek birini tanımıyorum.

— Kasabada aramamız gerekmiyor.

Başımı kaldırdım.

— Birini mi tanıyorsun?

Gareth birkaç saniye sustu.

— Soly'yi hatırlıyorsun, değil mi?

Bu ismi duymayalı uzun zaman olmuştu.

— Elbette hatırlıyorum. Ama onun nerede olduğunu bile bilmiyoruz.

— Ben biliyorum.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

— Ne zamandan beri?

— Bir süredir.

— Neden daha önce söylemedin?

Gareth'in bakışları deftere kaydı.

— Onunla yeniden görüşmek için bir nedenimiz olacağını düşünmemiştim.

— Aren'in notları yeterli bir neden değil mi?

— Belki de öyle.

— Peki, nerede?

— Rotass'ta. Rotass Akademisinde büyü dersleri veriyormuş.

Bir süre sessiz kaldım.

Soly, yıllar önce birlikte yolculuk yaptığımız eski arkadaşımızdı.

Ancak son karşılaşmamız pek iyi bitmemişti.

— Bizimle konuşmak isteyeceğinden emin misin? diye sordum.

— Hayır.

Gareth bunu söylerken tereddüt etmedi.

— Ama Aren'in kullandığı işaretler hakkında bizden daha fazla şey bilebilir. En azından neye baktığımızı anlayabilir.

— Ya görüşmeyi kabul etmezse?

— O zaman başka bir yol ararız.

Defteri kapattı.

— Ama denemeden bilemeyiz.

Defteri elime aldım.

Yıllardır görüşmediğimiz birinden yardım istemek kolay olmayacaktı.

Üstelik yolculuğun kendisi de ayrı bir meseleydi.

Artık istediğim zaman kasabadan ayrılabilecek biri değildim.

Gareth'le konuşmamızın ardından Aren'in defterini güvenli bir yere kaldırıp mutfağa geçtim.

Elisa akşam yemeğini hazırlıyordu.

— Seninle bir şey konuşmam gerekiyor, dedim.

Elindeki bıçağı bıraktı.

— Bir sorun mu var?

— Gareth, Aren'in notlarını anlamamıza yardımcı olabilecek birini buldu.

— Kimmiş?

— Soly. Eski yol arkadaşımız.

Elisa bir an düşündü.

— Daha önce bahsettiğin kadın mı?

— Evet. Rotass Akademisinde büyü dersleri veriyormuş.

— Onunla görüşmek mi istiyorsunuz?

— Eğer kabul ederse. Bizi uğraştıran bazı işaretler var. Soly'nin bu konuda bir fikri olabilir.

Elisa başını salladı.

— Peki, ne kadar süreliğine gitmeyi düşünüyorsunuz?

— Henüz bilmiyorum. Önce ona haber göndermemiz gerekiyor.

Bir an duraksadım.

— Aslında Luke'u da götürmek istiyorum.

Elisa bana döndü.

— Luke'u mu?

— Evet. Gareth'le ikimiz ona eğitim vermeye çalışıyoruz ama bildiklerimizin bir sınırı var. İkimiz de büyücü değiliz. Soly'nin Luke'un büyüsünü değerlendirmesi iyi olabilir.

Elisa bir süre düşündü.

— Ben de düzgün bir eğitim almasını istiyorum. Ama onu uzun bir yolculuğa göndermek…

— Yalnız göndermeyeceğiz. Senin de gelmeni istiyorum.

— Benim de mi?

— İkinizi burada bırakıp haftalarca uzaklarda olmak istemiyorum.

Elisa hafifçe gülümsedi.

— Önce bana danışman iyi olmuş.

— Henüz hiçbir şeye karar vermedim zaten.

— Edric ne diyecek peki?

— Onunla da konuşmam gerekiyor.

Elisa sebzeleri yeniden doğramaya başladı.

— Gidebilirsek Luke çok sevinecektir. Kasabanın dışını doğru düzgün görmedi bile.

— Ben de öyle düşünüyorum.

Akşam Lucas eve döndüğünde oldukça neşeliydi.

— Geldim!

— Hoş geldin, Luke, dedi Elisa. Eğlendin mi?

— Evet! Thea ve Bram'la kılıç çalıştık.

Gareth başını kaldırdı.

— Nasıl geçti?

— İkisini de yendim!

— İkisini birden mi?

— Ayrı ayrı!

Gareth güldü.

— İyi ki söyledin.

Lucas da gülerek sandalyesine oturdu.

— Bram eskisinden çok daha iyi olmuş. Thea da hızlı saldırıyor.

— Peki, sen ne yaptın? diye sordu Gareth.

— Bana öğrettiğin gibi ayak hareketlerime dikkat ettim.

— Güzel.

Lucas biraz düşündükten sonra heyecanla devam etti.

— Bir de Mira büyü yaptı!

Elisa ona döndü.

— Gerçekten mi?

— Evet! Rüzgâr oluşturdu. Yapraklar her yere uçuştu.

— Çok çalışıyordu zaten, dedi Elisa.

— Ben de Fısıldayan Rüzgâr'ı yaptım.

— Hanginizinki daha güçlüydü? diye sordum.

Lucas bir an duraksadı.

— Pek fark yoktu.

— Öyle mi?

— Evet. Mira daha yeni öğrenmesine rağmen benimki kadar güçlü yaptı.

Gareth de konuşmaya kulak vermişti.

— Demek Mira oldukça ilerlemiş, dedim.

— Evet.

Lucas tabağına baktı.

Bir şey söyleyecek gibi oldu ama sonra vazgeçti.

— Gareth, yarın yine çalışacak mıyız?

— Elbette.

— Bu kez seni yenebilir miyim?

— Önce savunmanı açık bırakmamayı öğren.

Lucas itiraz etti.

— Artık daha az açık bırakıyorum!

— O zaman yarın görürüz.

Yemek boyunca arkadaşlarının yaptıklarını anlatmaya devam etti.

Fakat Mira'nın büyüsünden söz ederken kısa süreliğine duraksaması dikkatimi çekmişti.

Lucas uyuduktan sonra Gareth ve Elisa'yla oturma odasında buluştuk.

— Elisa'yla konuştum, dedim. Şartlar uygun olursa ailece gitmeyi düşünüyoruz.

Gareth memnuniyetle başını salladı.

— Güzel. Soly'ye haber vermemiz gerekiyor.

— Bir mektup yazabiliriz, dedim. Akademiye ulaştırılması zor olmamalı.

— Ben de öyle düşünüyorum.

— Edric'le de yarın konuşacağım.

Gareth sandalyesinden kalktı.

— Ben de geleyim.

— Neden?

— Kasabanın muhafız komutanıyla tanışmış olurum.

Ona kuşkuyla baktım.

— Gareth…

— Merak etme. Seni utandıracak bir şey söylemeyeceğim.

Elisa güldü.

— Bunu söylemen pek güven vermedi.

Gareth yalnızca gülümsedi.

Ertesi gün Edric'le konuşmaya karar verdik.

Soly'ye mektubu yazmak kolay olabilirdi.

Ama yıllar sonra ondan yardım istemek, sandığımdan daha zor olacaktı.

Ertesi sabah Gareth'le birlikte muhafızların bulunduğu binaya gittik.

Yol boyunca Edric'e ne söyleyeceğimi düşünüyordum.

Yolculuğun ne zaman başlayacağını veya ne kadar süreceğini bilmiyordum. Üstelik Soly'nin bizimle görüşmeyi kabul edeceği bile kesin değildi.

Yine de önceden haber vermek istiyordum.

Binaya vardığımızda nöbetçiler bizi selamlayıp içeri aldılar.

Edric çalışma odasındaydı.

Kapıyı çaldım.

— Girin.

İçeri girdiğimizde başını kaldırdı.

— Ralph. Bir sorun mu var?

— Hayır, komutanım. Seninle konuşmam gereken bir konu var.

Edric önce bana, ardından Gareth'e baktı.

— Yanındaki kim?

— Gareth. Eski yol arkadaşım.

Gareth öne çıktı.

— Tanıştığımıza memnun oldum.

Edric elini sıktı.

— Edric. Buyurun, oturun.

Yerimize geçtik.

Edric masasında duran belgeyi kenara bıraktı.

— Dinliyorum, Ralph.

— Senden bir süreliğine izin istemeye geldim.

— Ne kadar süreliğine?

— Henüz kesin değil. Birkaç hafta sürebilir.

Edric'in kaşları çatıldı.

— Birkaç hafta mı?

— Evet.

— Nereye?

— Rotass'a. Eski bir arkadaşımızla görüşmemiz gerekiyor.

— Resmî bir görev mi?

— Hayır. Kişisel bir mesele.

Edric arkasına yaslandı.

— Ralph, kasabanın durumunu biliyorsun.

— Biliyorum.

— Daha birkaç gün önce kervan saldırıya uğradı. Üç kişi hayatını kaybetti. Çevrede başka yaratıklar bulunup bulunmadığını henüz kesinleştirmiş değiliz.

— Farkındayım. Bu yüzden yola çıkmadan önce seninle konuşmak istedim.

— Peki, sen yokken görevlerini kim üstlenecek?

— Gerekli düzenlemeleri birlikte yapabileceğimizi düşündüm.

Edric bir süre sessiz kaldı.

— Bunun için önce ne zaman ayrılacağını ve ne kadar kalacağını bilmem gerekiyor.

— Henüz bir tarih belirlemedik. Görüşmek istediğimiz kişiden cevap bekleyeceğiz.

— O hâlde şu anda sana izin veremem.

Cevabını bekliyordum.

— Anlıyorum.

— Ama talebini de reddetmiyorum, diye devam etti. Yolculuk kesinleşirse tekrar gelirsin. O zamana kadar çevre yollarındaki kontrollerin durumuna bakarım. Senin görevlerini diğer muhafızlara dağıtabilecek miyiz, onu da değerlendiririz.

— Teşekkür ederim, komutanım.

Edric başını salladı.

— Bana teşekkür etmen için erken. Görevleri aksatmadan bir düzenleme yapabilirsek izin veririm.

Gareth o ana kadar sessizce dinliyordu.

— Ralph'ın burada ne kadar sorumluluk aldığını bilmiyordum, dedi.

Edric ona döndü.

— Ralph işini iyi yapar. Bu yüzden yokluğu da hissedilir.

Gareth hafifçe gülümsedi.

— Gençliğinde de güvenilirdi.

— Öyleyse neden önceden haber vermesi gerektiğini siz de anlamışsınızdır.

— Elbette.

Edric yeniden bana baktı.

— Bir de yolculuğunuz sırasında dikkatli olun. Kervana saldıran yaratık tek başınaydı ama çevrede başka bir tehlike bulunmadığından emin değiliz.

— Dikkatli olacağız.

— Güzel. Tarihler belli olduğunda haber ver.

Ayağa kalktık.

Edric'le vedalaşıp odadan çıktık.

Binadan uzaklaştığımızda Gareth konuştu.

— Oldukça ciddi bir adam.

— Sana söylemiştim.

— Ama sana güvendiği belli.

— Yıllardır birlikte çalışıyoruz.

Gareth başını salladı.

— Yine de izin konusunda kolaylık göstermedi.

— Göstermesini de beklemiyordum. Edric'in sorumluluğu bütün kasaba.

Bir süre sessizce yürüdük.

— Şimdi ne yapacağız? diye sordu Gareth.

— Soly'ye mektup göndereceğiz. Görüşmeyi kabul ederse yolculuk tarihini belirleriz.

— Aren'den bahsedecek misin?

— Bahsetmemiz gerekiyor.

Gareth'in yüzü ciddileşti.

— Her şeyi mektuba yazmayalım.

— Ben de öyle düşünüyorum. Aren'in geride bıraktığı bazı notlarla ilgili yardımına ihtiyaç duyduğumuzu söylememiz yeterli.

Gareth başını salladı.

Eve döndüğümüzde Elisa ile Milia mutfaktaydı.

Lucas bahçede tahta kılıcıyla antrenman yapıyordu.

Bizi görünce yanımıza koştu.

— Gareth! Bugün çalışacak mıyız?

— Öğleden sonra, Luke.

Lucas memnuniyetle başını sallayıp yeniden bahçeye döndü.

Elisa kapının önüne çıktı.

— Nasıl geçti?

— Edric'le konuştuk. Henüz izin vermedi ama yolculuk kesinleşirse görevlerimi düzenlemeye çalışacak.

— Güzel. En azından bir ihtimalimiz var.

Milia konuşmamızı merakla dinliyordu.

— Bir yere mi gideceksiniz? diye sordu.

Elisa ona döndü.

— Aslında seninle de konuşmak istiyorduk.

— Benimle mi?

— Rotass'a gitmemiz gerekebilir. Ralph'ın eski bir arkadaşıyla görüşeceğiz.

— Hepiniz mi gideceksiniz?

— Luke ve Gareth de gelecek, dedim.

Milia bir an düşündü.

— Peki, ev ne olacak?

— Bir süreliğine kapatabiliriz, dedi Elisa. Güvendiğimiz birinden ara sıra kontrol etmesini isteriz.

Ardından Milia'ya baktı.

— Senin de bizimle gelmeni isteriz. Tabii sen de istersen.

Milia şaşırdı.

— Ben de mi?

— Elbette.

Milia'nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

— Memnuniyetle gelirim. Açıkçası hepiniz gidince burada tek başıma kalacağımı düşünmüştüm.

— Seni burada yalnız bırakmak istemiyoruz, dedi Elisa.

— Teşekkür ederim.

Milia yeniden mutfağa bakıp ekledi:

— Yalnız, yola çıkmadan önce evdeki erzakları da ayarlamamız gerekecek.

Elisa güldü.

— Daha gitmeye karar vermedik bile.

— Hazırlıklı olmakta fayda var.

Gareth de konuşmamıza katıldı.

— Önce Soly'den cevap almamız gerekiyor.

— O hâlde mektubu yazalım, dedim.

Milia bahçede oynayan Lucas'a baktı.

— Luke'a söylediniz mi?

— Henüz değil. Yolculuk kesinleşirse söyleyeceğiz.

Lucas o sırada tahta kılıcını kaldırmış, Gareth'in öğrettiği hareketlerden birini tekrarlamaya çalışıyordu.

Gareth onu bir süre izledi.

— Rotass'ı gördüğünde şaşıracak, dedi.

— Muhtemelen, diye karşılık verdim.

Benim aklım ise Soly'deydi.

Yıllar sonra yeniden karşılaşmamızın nasıl geçeceğini bilmiyordum.

Belki yardım etmeyi kabul edecekti.

Belki de Aren'in adını duymak bile istemeyecekti.

Ama artık ondan haber almadan bunu öğrenmemiz mümkün değildi.

Öğleden sonra Gareth'le çalışma odasına geçtik.

Masanın üzerine temiz bir kâğıt, mürekkep ve kalem koydum. Gareth ise karşımdaki sandalyeye yerleşti.

— Ne yazacağız? diye sordum.

— Yardımına ihtiyacımız olduğunu.

— Yıllar sonra yazdığımız ilk mektuba doğrudan böyle mi başlayacağız?

— Sen daha iyi bilirsin.

Kalemi elime alıp kâğıdın başına Soly'nin adını yazdım.

Uzun zamandır görüşmemiştik. Son karşılaşmamız da pek iyi geçmemişti.

Bir süre düşündükten sonra mektubu yazmaya başladım.

Sevgili Soly,

Uzun zamandır görüşmedik. Umarım iyisindir.

Gareth'le birlikte Aren'in geride bıraktığı bazı araştırma notlarını inceliyoruz. Yazdıklarının bir kısmını anlayabildik ancak çözmekte zorlandığımız bazı işaretler ve açıklamalar var.

Rotass Akademisinde büyü dersleri verdiğini öğrendik. Bu konuda bize yardımcı olabileceğini düşünüyoruz.

Eğer senin için de uygunsa Rotass'a gelerek seninle görüşmek ve notları birlikte incelemek istiyoruz.

Vereceğin cevabı bekliyoruz.

Ralph Varden

Yazmayı bitirip kâğıdı Gareth'e uzattım.

Dikkatle okudu.

— Bence yeterli.

— Eklemek istediğin bir şey var mı?

— Benim adımı da yaz.

Kalemi ona uzattım. Gareth mektubun altına kendi adını ekledi.

Mürekkebin kurumasını bekledikten sonra mektubu zarfa yerleştirdim.

Ön yüzüne alıcı bilgilerini yazdım.

Rotass Akademisi

Büyü Öğretmeni Soly Velrin

Rotass, Dolfan Krallığı

Ardından zarfın arkasına kendi adımı ve evimizin adresini ekledim.

— Hazır, dedim.

— O zaman gönderelim.

Kasabanın merkezinde mektup taşımacılığıyla ilgilenen görevliye uğradık.

Görevli zarfı inceleyip başını salladı.

— Rotass'a yarın sabah gönderimiz var. Ona ekleyebilirim.

— Cevap gelmesi ne kadar sürer? diye sordum.

— Ne zaman cevap yazacağına bağlı. Dönüş yoluyla birlikte biraz zaman alabilir.

Ücreti ödeyip dışarı çıktık.

— Artık bekleyeceğiz, dedi Gareth.

— Başka yapabileceğimiz bir şey yok.

Yan yana yürümeye başladık.

Bir süre sonra Gareth konuştu.

— Aren yaşasaydı bunları bize çoktan açıklamıştı.

— Ya da anlamadığımız için bizimle dalga geçerdi.

Gareth güldü.

— Onu da yapardı.

Aren'in araştırmalarını bize anlatmaya çalıştığı günleri hatırladım. Çoğu zaman söylediklerinin yarısını bile anlayamazdık.

Ama şimdi o açıklamaları yeniden dinleyebilmek için neler vermezdim.

Gareth'e baktım.

— Soly'nin yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

— Umarım haklısındır.

Eve doğru yürümeye devam ettik.

Mektup ertesi sabah Rotass'a doğru yola çıkacaktı.

Geriye Soly'nin cevabını beklemek kalıyordu.