[LUCAS’IN BAKIŞ AÇISI]
Ertesi sabah gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey ateşti.
Dün akademide gördüğüm Kıvrılan Alev hâlâ aklımdaydı. Öğrenci elini çevirdiğinde alev de yön değiştirmiş, hedeflerin arasından kıvrılarak ilerlemişti.
Ateş Topu’nu kullanabiliyordum ama onu fırlattıktan sonra yapabileceğim pek bir şey yoktu.
Kıvrılan Alev ise farklıydı.
Pencereye yaklaştım. Rotass’ın çatıları sabah güneşinin altında uzanıyor, karşıdaki fırının bacasından ince bir duman yükseliyordu.
Acaba alevi de öyle hareket ettirebilir miydim?
— Luke?
Arkamı döndüm.
Babam kapıda duruyordu.
— Günaydın. Hazırlanıyor musun?
— Hazırlanıyorum.
Üzerimdeki gecelikle bana baktı.
— Belli oluyor.
— Daha yeni uyandım.
— Sen söyleyince fark ettim.
Gülümsedim.
— Bugün Soly’yle çalışacağız, değil mi?
— Evet. Ama kendini fazla zorlama.
— Merak etme.
Babam kaşını kaldırdı.
— Dün de aynısını söylemiştin.
— Ama dün ne kadar zorlanacağımı bilmiyordum.
— Bugün biliyor musun?
Bir an düşündüm.
— Hayır.
Babam gülümsedi.
— O zaman Soly’yi dinlemen yeterli. Hadi, kahvaltıya inelim.
Akademiye vardığımızda güneş iyice yükselmişti.
Bugün dışarıdaki çalışma alanı yerine uygulama salonlarından birine geçtik. Yüksek pencerelerden giren ışık, açık renkli taş zemine vuruyordu. Duvarların bazı bölümleri eski büyü denemelerinden kalmış izlerle kararmıştı.
Soly bizi üç küçük taş sütunun önünde bekliyordu.
Sütunlardan ikisi yan yana, üçüncüsü biraz daha gerideydi.
— Hazır mısın? diye sordu.
— Hazırım!
Babam sütunlardan birine dokundu.
— Taştan yapman iyi olmuş.
— Neden? diye sordum.
— Dün ne kadar ateş çıkarabildiğini gördük.
— Onlar hedefleri yakmak için yapılmıştı.
— Bugün de yakmamaya çalış.
— Taşı mı?
— Mümkünse.
Gareth güldü.
Soly ilk sütunu işaret etti.
— Önce sana göstereyim.
Elini ileri uzattı.
— Kıvrılan Alev.
İnce bir alev şeridi oluştu. İlk sütuna yaklaştığında kıvrılarak taşın sağından dolaştı. Ardından ikinci sütunun çevresinde yarım tur atıp üçüncüsünün üzerinden geçti.
Soly elini indirdiğinde alev söndü.
— Harikaydı!
— Şimdi sen deneyeceksin. Ama Ateş Topu’ndan farkını anlamanı istiyorum.
— Ateş Topu’nu oluşturup fırlatıyorum.
— Doğru. Kıvrılan Alev’de ise ateşi oluşturduktan sonra da mananı yönlendirmeye devam etmelisin. Hareket ederken şeklini koruması gerekiyor.
Başımı salladım.
— Deneyebilir miyim?
— Tabii. Şimdilik yalnızca ilk sütunun çevresinden dolaştırmayı dene.
Öne geçip elimi kaldırdım.
— Kıvrılan Alev!
Elimin önünde ince bir alev belirdi. Ancak onu sütuna göndermeye çalıştığım anda ileri fırlayıp dağıldı.
İlk hedefe bile ulaşamamıştı.
— Hımm.
Gareth kollarını kavuşturdu.
— Biraz aceleciydi sanki.
— Daha yeni başladım!
— Bir şey demedim.
— Az önce dedin.
— Haklısın.
Gülümseyerek sustu.
Soly yanıma geldi.
— Ateşi oluşturduğun anda fırlatmaya çalıştın. Önce kontrolünü korumalısın.
Elini uzatıp kısa bir alev oluşturdu. Bir süre yerinde tuttuktan sonra yavaşça ileri hareket ettirdi.
— Ateş Topu’ndaki alışkanlığını değiştirmen gerekiyor.
Anladığımı düşünüyordum.
Yapıp yapamayacağım başka meseleydi.
Sonraki denememde alevi hemen göndermedim.
Birkaç saniye önümde tutmayı başardım. Ancak hareket ettirmeye çalıştığımda yine dağıldı.
Bir kez daha denedim.
Bu sefer biraz daha ileri gitti.
Soly dikkatle izliyordu.
— Yorulmadın mı?
— Hayır. Sadece neden söndüğünü anlamaya çalışıyorum.
— Peki. Bir süre kendi başına çalışabilirsin. Ama ateşi küçük tut.
— Tamam!
Soly, babamla Gareth’e döndü.
— Sizinle de konuşmak istediğim birkaç şey vardı.
— Aren’in araştırmalarıyla mı ilgili? diye sordu babam.
— Biraz. Bir de dönüş yolculuğunuzu konuşmamız gerekiyor.
Üçü salonun diğer ucundaki masalara geçti.
Gareth yanımdan geçerken omzuma dokundu.
— Şu taşları fazla üzme.
— Taşları mı?
— Sabahın köründen beri senin için bekliyorlar.
Başımı iki yana salladım.
Bazen Gareth’in hangimizin çocuk olduğunu unuttuğunu düşünüyordum.
Yeniden ilk sütunun karşısına geçtim.
Bu kez acele etmeyecektim.
— Kıvrılan Alev!
Elimin önünde ince bir alev oluştu. Önce sabit kalmasına odaklandım, ardından yavaşça ileri uzattım.
Alev sütuna yaklaştı.
Şimdi sola…
Yönünü değiştirmeye çalıştığım anda dağıldı.
Elimi indirdim.
Sorun neydi?
Ateşi ileri hareket ettirebiliyordum. Ancak yönünü değiştirmek istediğimde kontrolünü kaybediyordum.
Acaba tamamını çevirmeye çalışmak yerine yalnızca ucunu hareket ettirsem?
Tekrar denedim.
Alevi oluşturup biraz ileri uzattım. Ardından yalnızca ucunu sola yönlendirmeye çalıştım.
Alev hafifçe kıvrıldı.
İşte!
Biraz daha çevirmeye çalıştığımda söndü ama bu kez nedenini anlamıştım.
Tamamını bir anda yönlendirmek zorunda değildim.
Birkaç deneme daha yaptım. Bazılarında alev hemen dağıldı, bazılarında ise istediğimden fazla uzadı.
Sonunda onu yeniden sütunun önüne kadar getirebildim.
Ucunu sola çevirdim.
Ardından geri kalan kısmını yavaşça aynı yöne yönlendirmeye çalıştım.
Alev kıvrıldı.
Biraz daha…
Ucu sütunun sol kenarını geçti.
Tam arkasına ulaşacakken dağıldı.
Elimi indirdim.
Başarmıştım!
Tamamen dolaştıramamıştım ama ilk kez hedefe çarpmadan yanından ilerletebilmiştim.
Taşın sol kenarında ince, kararmış bir iz vardı.
Hemen masalara döndüm.
— Soly!
Üçü birden bana baktı.
— Ne oldu? diye sordu Soly.
— Sanırım yaptım!
Soly yanıma geldi. Taşın üzerindeki izi gösterdim.
— Alevi buradan geçirdim. Ama sonra söndü.
— Nasıl yaptın?
— Önce ileri götürdüm. Sonra yalnızca ucunu çevirmeye çalıştım. Kalan kısmını da yavaşça aynı yöne yönlendirdim.
Soly gülümsedi.
— Hareketi aşamalara ayırmışsın. Güzel düşünmüşsün.
Babam da yanımıza gelmişti.
— Nasıl gidiyor?
— Başlangıçta ateşi sabit tutmakta zorlanıyordu, dedi Soly. Şimdi hareket ettirip yönünü biraz değiştirebiliyor.
Babam başımı okşadı.
— Güzel iş çıkardın, Luke.
Gareth kararmış izi inceledi.
— Demek sonunda köşeyi dönebildin.
— Tam olarak değil. Daha yarısında söndü.
— Olsun. Sabah sütunun önüne bile ulaşamıyordun.
Haklıydı.
Üstelik artık nasıl ilerlemem gerektiğini biliyordum.
— Bir dahaki sefere tamamen dolaştıracağım!
Soly başını salladı.
— Önce bu hareketi daha uzun süre korumayı öğrenmelisin.
— Tamam.
Ardından Gareth’e döndüm.
— İstersen sana da öğretebilirim!
Gareth iki elini kaldırdı.
— Beni karıştırma. Ben kılıcımla gayet iyi anlaşıyorum.
— Kılıcın da seninle anlaşıyor mu?
Babam güldü.
Gareth birkaç saniye yüzüme baktı.
— Yarınki antrenmanda bunu soracağım sana.
Keşke susaydım.
Soly gülümseyerek masaya döndü.
— Hadi, gelin. Size göstermek istediğim bir şey var.
Babamla Gareth onun yanına giderken ben son kez taş sütuna baktım.
Sabah başladığımda ateşi birkaç saniye bile kontrol edemiyordum.
Şimdiyse yönünü değiştirebiliyordum.
Henüz istediğim kadar iyi değildi.
Ama artık neyi çalışmam gerektiğini biliyordum.
[SOLY’NİN BAKIŞ AÇISI]
Ralph ve Gareth masaya döndüğünde Aren’in defterini yeniden açtım.
Lucas da yanımıza gelmişti. Önce deftere göz attı, ardından masanın kenarındaki boş sandalyeye oturdu.
— Ne gösterecektin? diye sordu Ralph.
— Şu sayfalara birlikte bakmanızı istiyorum.
Gareth karşımdaki sandalyeye oturdu.
— Yine o dört işaret mi?
— Hayır. Bu kez başka bir şey.
Defterin kırk yedinci sayfasını önlerine çevirdim.
Sayfanın üst kısmında Aren’in el yazısıyla kısa bir açıklama vardı.
İşaretler için ayrı bir not düzeni deniyorum. Yanlış çevirileri herkesin okuyabileceği kesin bilgiler gibi bırakmak istemiyorum.
Altında dört işaret bulunuyordu.
ᚁᚇᚓᚅ
Ralph eğilip inceledi.
— Bunları daha önce görmüştük.
— Evet. Ama kenarlarda tekrar eden dört işaretten farklılar. Aren burada kendi oluşturduğu bir not düzeninden söz ediyor.
Gareth başını salladı.
— Kardeşim bir de kendi yazısını mı icat etmiş?
— Öyle görünüyor.
— Normal yazısı zaten yeterince kötüydü.
Gülmemi engelleyemedim.
— Asıl ilginç olan bir sonraki sayfa.
Sayfayı çevirdim.
ᛊᛏᛖᛁᚾ
ᚊᚁᚕ
İki işaret dizisi alt alta yazılmıştı. Hemen altında da Aren’in kısa bir notu vardı.
İlk karşılık. Henüz kesin değil.
— Buraya bakın, dedim. Üstteki işaretleri eski yazıtlarda görmüştük. Alttakilerse Aren’in kendi oluşturduğu işaretlere benziyor.
Ralph iki satırı karşılaştırdı.
— Aynı şeyi mi anlatıyorlar?
— Öyle olduğunu düşünüyorum. Ama henüz doğrulayamadım.
Gareth sayfanın köşesini tutarak bir sonrakine geçti.
Burada da benzer bir düzen vardı.
ᚲᚱᛖᛁᛊ
ᚚᚃᚓᚙᚂᚓᚇ
Altına küçük bir çember çizilmişti.
— Bu işareti hatırlıyorum, dedi Gareth. Eski yapılardaki çember çizimlerinin yanında da vardı.
— Evet. Aren daha önce bu kelimenin çember anlamına gelebileceğini düşünmüş. Sonra bundan şüphelenmiş.
Ralph çizime baktı.
— Ama yine de buraya çember çizmiş.
— Belki karşılaştırmayı sürdürüyordu. Bence önemli olan başka bir şey.
İkinci satırı gösterdim.
— Eğer Aren üstteki yazıyı kendi işaretleriyle açıklıyorsa, çözmeye çalıştığımız iki ayrı yazı sistemi var demektir.
Gareth kaşlarını çattı.
— Bu, işimizi kolaylaştırmıyor.
— Aslında kolaylaştırabilir. Eski yazıların anlamını bilmiyoruz. Ama Aren kendi dilinde notlar alıyordu. Oluşturduğu işaretlerin karşılığını bulabilirsek en azından onun ne düşündüğünü okuyabiliriz.
Lucas biraz öne eğildi.
— Peki, Aren neden normal kelimeler yerine bunları yazmış?
— Kesin olarak bilmiyorum, dedim. Belki de araştırmalarını yanlış anlayabilecek kişilerden saklamak istemiştir.
Gareth defterin açık sayfasına baktı.
— Bunu yaparken bizi de düşünmüş olsaydı iyi olurdu.
Ralph yeniden kırk yedinci sayfaya döndü.
— Peki, bunların ne anlama geldiğini nasıl bulacağız?
— Önce tekrar eden işaretleri karşılaştırarak.
Boş bir kâğıt alıp üç sayfadaki işaretleri yan yana kopyaladım.
Gareth de masaya yaklaştı.
— Aren bunları hazırlarken ne kadar eğlenmiştir, tahmin edebiliyorum.
— Ben de, dedim.
Bir süre işaretleri inceledim.
Kırk dokuzuncu sayfadaki ikinci dizide dikkatimi çeken bir işaret vardı.
ᚓ
Parmağımla gösterdim.
— Şu işaret, kırk yedinci sayfadaki dizide de bulunuyor. Üstelik burada iki kez kullanılmış.
Ralph eğildi.
— Başka nerede geçiyor?
Kırk sekizinci sayfayı açtım.
— Buradaki kısa dizide yok. Ama diğer iki örnekte aynı biçimde yazılmış.
Gareth gözlerini kıstı.
— Yani?
— Eğer Aren bu işaretlerle kelimeler oluşturduysa, aynı işaretin farklı kelimelerde de aynı karşılığı olabilir.
— Nasıl bir karşılık?
— Henüz bilmiyorum. Bir harfi temsil ediyor olabilir. Ama bunu anlayabilmek için daha fazla örneği karşılaştırmam gerekiyor.
Gareth sandalyesine yaslandı.
— Harika. En azından bilmediğimiz şeyi daha iyi biliyoruz.
Ralph güldü.
— Aren duysa bunu da defterine yazardı.
İkisine baktım.
— Şaka yapabilirsiniz ama ilk kez sınayabileceğimiz bir varsayımımız var.
Kâğıdın kenarına küçük bir soru işareti koydum.
Kırk dokuzuncu sayfadaki çember çizimi doğru bir ipucuysa, altındaki dizinin bu kelimeyi ifade etmesi mümkündü.
Yine de bir çizimden yola çıkarak bütün işaretlere anlam yükleyemezdim. Üstelik Aren’in eski yazılar için yaptığı tahminlerin ne kadarının doğru olduğunu da bilmiyorduk.
— Daha fazla örneğe ihtiyacım var, dedim.
Gareth defterin kalan sayfalarını gösterdi.
— Örnek konusunda sıkıntı çekeceğini sanmıyorum.
— Hayır. Asıl sorun hepsini karşılaştırmak.
Lucas kâğıdın üzerindeki işaretleri inceliyordu.
— Ben de yardım edebilir miyim?
— Elbette. Ama önce bugünkü çalışmanı bitirmiş sayılalım. Daha fazla büyü denemeni istemiyorum.
— İşaretlere bakmak yorucu değil ki.
— O zaman bunlardan hangilerinin birbirine benzediğini bulabilirsin.
Lucas hemen kâğıda yaklaştı.
Gareth bana baktı.
— Ona iş vermenin yolunu çabuk buldun.
— Birilerinin burada çalışması gerekiyor.
Ralph gülerek sandalyesine yaslandı.
Bir süre daha sayfaları karşılaştırdık.
Lucas benzer işaretleri göstermeye çalışıyor, Gareth bazen yanlış sayfayı açıyor, Ralph ise bulduğumuz örnekleri ayrı bir kâğıda yazıyordu.
Birkaç kez Aren’in eski notlarına geri dönmek zorunda kaldık.
Özellikle kırk yedinci sayfadan önceki araştırmalarında aynı eski işaretlerin tekrarlandığını gördüm. Fakat bu kez Aren’in kendi yazısıyla karşılaştırabileceğim örnekler de vardı.
Bu, düşündüğümden daha fazla zaman alacaktı.
Ralph masanın üzerindeki saate baktı.
— Dönüşü de konuşmamız gerekiyor.
Kalemimi bıraktım.
— Ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz?
— Henüz kesinleştirmedik. Ama iznim bitmeden kasabada olmam gerekiyor.
— Hana iki haftalık ücret ödediğimizi de unutmayalım, dedi Gareth.
Ralph ona döndü.
— Unutmadım. Zaten birkaç günümüz daha var.
— O zaman acele etmemize gerek yok.
— Son güne de bırakmak istemiyorum. Yolculuğun ne kadar süreceğini biliyoruz ama beklenmedik bir şey çıkabilir.
Haklıydı.
Rotass’a gelişlerinden beri geçen günleri düşündüm. Lucas’ın eğitimi, akademideki görüşmelerimiz ve Aren’in araştırmaları derken zaman çabuk geçmişti.
— Benim de sizden bir ricam olacak, dedim.
Gareth kaşını kaldırdı.
— Ne?
Elimi defterin üzerine koydum.
— Bunu birkaç günlüğüne bana bırakabilir misiniz?
Ralph deftere baktı.
— Araştırmak için mi?
— Hem araştırmak hem de tamamını kopyalamak için.
Gareth’in yüzündeki ifade değişti.
— Tamamını mı?
— Yüz yirmi sayfa olduğunu biliyorum.
— Aren’in el yazısını da hesaba katıyorsun, değil mi?
— Ne yazık ki.
Gareth hafifçe güldü.
— Kolay gelsin.
— Kopyalamak derken yalnızca okuyabildiğim kısımları kastetmiyorum, diye devam ettim. Eski yazıları, Aren’in kendi işaretlerini ve çizimleri de aktarmam gerekiyor. Anlamadığım bir işareti yanlış çizersem daha sonra bütün karşılaştırmalar bozulabilir.
Ralph düşünceli bir ifadeyle deftere baktı.
— Birkaç günde yetiştirebilir misin?
— Yalnız çalışırsam zor olabilir. Akademinin kayıtlarını ve resmî belgelerini hazırlayan kâtiplerden yardım isteyebilirim. Güvendiğim bir iki kişiyle sayfaları paylaşırız. Ama eski işaretleri ve çizimleri kendim kopyalayıp kontrol edeceğim.
Gareth kaşlarını çattı.
— Aren’in araştırmalarını başkalarının da okumasını istiyor musun?
— Tamamını değil. Kâtiplerden yalnızca okunabilir kısımların kopyalanmasında yardım alacağım. Şifreli sayfaları kendim hallederim.
Ralph başını salladı.
— Böyle daha iyi.
— Üstelik akademide belgelerin saklandığı bir arşiv var, diye ekledim. Kopyayı orada çalışırken kullanabilirim. Asıl defteri de güvenli bir yerde tutarım.
Gareth defterin kapağına dokundu.
— Aslını da geri istiyoruz.
— Elbette. Siz ayrılmadan önce vereceğim.
Ralph başını salladı.
— Bence uygun.
Gareth bir süre sessiz kaldı.
Sonra bana baktı.
— Aren de defterini sana bırakırdı sanırım.
Bu söz üzerine cevap vermekte zorlandım.
Aren’in araştırmalarına ne kadar önem verdiğini biliyordum. Bazen sıradan bir kâğıt parçasının üzerine yazdığı birkaç satırı bile saatlerce arardı.
Defterini başka birine bırakması kolay olmazdı.
Ama bana güvenirdi.
— Dikkatli olacağım, dedim.
Gareth başını salladı.
— Biliyorum.
Defteri kapatıp önüme çektim.
— O hâlde şöyle yapalım. Siz kalan günlerinizde hazırlıklarınızı tamamlarsınız. Ben de kopyaları yetiştirmeye çalışırım. Ayrılacağınız sabah birlikte kahvaltı ederiz, defteri de orada size teslim ederim.
— Güzel fikir, dedi Ralph. Elisa ve Milia’ya da haber veririz.
Lucas başını kaldırdı.
— Sen de bizimle kahvaltı edeceksin yani?
— Evet.
— Peki, sonra yine görüşecek miyiz?
Bir an duraksadım.
Rotass’a ne zaman yeniden geleceklerini bilmiyordum. Benim de kasabalarına gitmek için yakın zamanda bir planım yoktu.
— Elbette görüşebiliriz, dedim. Ama ne zaman olacağını henüz bilmiyorum.
Lucas biraz düşündü.
— O zaman sana mektup yazabilirim.
Gülümsedim.
— Yazabilirsin. Hatta yeni öğrendiğin büyüleri de anlatırsın.
— Ama hepsini yazarsam çok uzun olur.
Gareth araya girdi.
— Soly uzun yazılardan korkmuyor. Önünde yüz yirmi sayfa var.
Lucas güldü.
Ralph da gülümsedi.
— Yeni bir şey bulursan bize haber verirsin, değil mi?
— Elbette. Siz de Aren’le ilgili başka bir şey hatırlarsanız yazın.
Gareth bana baktı.
— Bunca yıl sonra kardeşimin notlarını birlikte çözmeye çalışacağımızı düşünmezdim.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Aren yaşarken de onun araştırmaları hakkında konuşurduk. Genellikle bir soruya cevap bulmak yerine yeni sorular ortaya atardı.
Şimdi elimizde yine bir sürü soru vardı.
Ama bu kez ona dönüp ne demek istediğini soramıyorduk.
Önümdeki kâğıda baktım.
Kırk yedinci sayfadaki dört işaret hâlâ oradaydı.
ᚁᚇᚓᚅ
Henüz ne anlama geldiklerini bilmiyordum.
Fakat defterin ilerleyen sayfalarında Aren’in kendi yazısıyla tuttuğu uzun notlar vardı. Onları okuyabilirsem yalnızca eski yazılar hakkındaki düşüncelerini değil, büyü üzerine yaptığı deneyleri de öğrenebilirdim.
Belki bazı sorularımıza cevap bulabilirdik.
Belki de Gareth’in söylediği gibi, elimizde daha fazla soru olurdu.
Boş bir kâğıda dört işareti yeniden yazdım.
Altına küçük bir not düştüm.
İlk deneme. Bir kelime olabilir.
Gareth kâğıda baktı.
— Sanırım nereden başlayacağını buldun.
— En azından ilk neyi karşılaştıracağımı biliyorum.
— Peki, ne kadar sürecek?
Önümde duran kalın deftere baktım.
— Bunu öğrenmek için önce başlamam gerekiyor.
Gareth gülümsedi.
— Aren de böyle cevap verirdi.
Bir an ona baktım.
Sonra defterin kapağını açtım.
Aren’in el yazısı, yıllar sonra yeniden önümdeydi.
Bu kez onu yalnızca okumaya çalışmayacaktım.
Yazdığı tek bir işareti bile kaybetmeden saklamak istiyordum.

Yorumlar 0