Deon katılmadığı için ziyafet önceki aylara göre daha erken bitti. Charlotte’ın buralarda oyalanma amacının babamla yeni oyuncak hakkında konuşma umudu olduğundan oldukça emindim. Zindan muhafızıyla çıkardığı tantanadan sonra bu pek de bir sır sayılmazdı. Bir bakıma hevesi anlaşılabilirdi. Bu, babamın bir esiri “ziyaret etmeyi” herkese yasakladığı en uzun süre olmuştu.

“Ama bu doğru değil. Ona ilk ben kapmıştım,” diye haykırdı; bu kez “öğretmen” rolünün bana verilmiş olmasına bariz bir şekilde oldukça bozulmuştu.

Aslında Lante’den henüz onay almamıştım ama bunu Charlotte’a açıklamak için hiçbir neden görmedim. Cassis’e olan ilgisinin sadece gelip geçici bir heves olmaması gerçekten talihsizlikti. Ama ben bile onun tam Charlotte’ın tipi olduğunu görebiliyordum. Çocuğun onun hoşuna giden tüm kutuları işaretlemesine lanet ederek içimden dilimi şaklatmaktan kendimi alamadım.

“Aman be, ne zamandan beri oyuncukları önceden kapıyoruz ki?” Jeremy alaycı bir tavırla sırıtarak araya girdi.

Ama tam da dediği gibiydi. Böyle bir kural yoktu. Ancak küçük Charlotte çoktan fitili ateşlemişti, bu yüzden bu gerçeğin bir önemi yoktu.

“Ama sen babamın eve getirdiği oyuncaklarla daha önce hiç ilgilenmezdin Roxana. Şimdi benimle en yeni oyuncağımın arasına girmen düpedüz haksızlık.”

Sabır ver… O noktada artık sinirlerimi bozmaya başlıyordu.

“Zindandaki oyuncak tam olarak ne zaman senin mülkün oldu küçük kardeşim?”

Bu toy küçük üvey kardeşime ne kadar aptal ve yanılmış olduğunu açıklama dürtüsüne karşı koyamadım.

“Dürüst olmak gerekirse Charlotte, bu iddiayı neye dayandırıyorsun? Bildiğim kadarıyla o sözde oyuncaklarla istediğin gibi oynayabilmenin tek nedeni, daha önce onlara ilgi duymamış olmamdı. Buradan içeri giren her şeyin sana ait olduğu yanılgısına düşmüş olamazsın herhalde. Bundan daha zeki olduğunu sanıyordum küçük kardeşim.”

Onunla kasti bir sakinlikle konuştum ama ses tonumdaki uyarının doğası açıktı. Hem fevri hem de kaprisli olan Charlotte, aşırıya kaçma ve işleri tuhaf bir hale getirme alışkanlığına sahipti.

“Onu sana bırakmayacağım Roxana. Onu kendim için istiyorum. Onu benden almaya kalkan herkes pişman olur.”

Bakışları bana hançerler fırlatır gibi görünürken sözleri adeta yüzüme tükürdü.

“Charlotte…” Çok büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. “Sanırım tüm bunları sana açıklamaya çalışarak sadece nefesimi tüketiyorum.”

İç çeker gibi oldukça sessiz konuşuyordum ama sesimdeki sükunetin altında yatanı sezmiş olmalı ki kırbacını kavradı.

Aptallığına gülümseyerek buz gibi bir sesle, “Pekala sevgili küçük kardeşim. Bunu senin o basit aklının bile anlayabileceği kadar hızlı ve kolay hale getirmeye çalışacağım,” dedim.

* * *

Çok uzun sürmedi.

“Biliyor musun Charlotte? Haddini bilmeyen herkesten—çocuk bile olsa—nefret ederim.”

Parmaklarımdaki kanı silkelerken kısık bir ses tonuyla konuştum. Kan, beyaz koridorun duvarına sıçradı.

“Kazanmayı umamayacağın bir kavgayı neden çıkarıp bu süreçte canımı sıkasın ki?”

Charlotte’ın hakkından gelmek için tek ihtiyacım olan şey saçımı süslemek için kullandığım süslerdi. Mücevherli beş saç tokamın tamamı silahım olarak hizmet ettiği için saçlarım omuzlarıma dökülmüş ve sırtıma yayılmıştı. Cesareti kırılmış bir halde, önümde kanlar içinde boylu boyunca yatıyordu.

Onu azarlamaya devam ederken ayağımı göğsüne bastım.

“Charlotte? Bir oyuncakla oynamak için senin o berbat iznine ihtiyacım olduğu konusunda hâlâ ısrarcı mısın?”

“Igh!”

“Hiç sanmıyordum zaten.”

Kaçınabilseydim bu kadar ileri gitmezdim. Genellikle anlayışlı olmak için elimden geleni yapardım çünkü o henüz çok gençti ve böylesine berbat bir ailede doğmuş olmakla aynı laneti paylaşıyordu. Ama nezaketimi zayıflık sanmış ve cüret edip karşıma dikilmişti.

Böylesine aşağılayıcı bir yenilgiye uğradıktan sonra bile parlayan bakışlarında hâlâ bolca ateş ve zehir vardı. Önemi yoktu; Charlotte, zaman zaman kiminle uğraştığını unutan boynumdaki bir baş ağrısından ibaretti. Üzerine basmak bile zevkten çok bir zahmetti.

“Senin yaşına geldiğimde… çok ama çok daha güçlü olacağım.”

Yanaklarında hâlâ bebeklik tombişliği olan bu kadar sevimli bir kızdan bu kadar keskin sözler duyunca gülmekten kendimi alamadım. Kahkahamın sesi Charlotte’ı irkiltmiş gibiydi. Bu bana muhtemelen benden bir dereceye kadar korktuğunu düşündürdü ya da belki de sadece o minik bedeninin kaldırabileceğinden daha fazla yüreğe sahipti.

“Tabii, öyle olabilir. Ama şu anki halini gördükten sonra bunu kim söyleyebilir ki?”

Ayağımı göğsünden çekerken sesim duygusuzdu.

“Sen önden gitsene abla? Ben onun icabına bakarım.”

Jeremy duvara yaslanmış, kız kardeşlerinin kapışmasını izliyordu. Ancak Charlotte’ın kanayan bedenine bakarken beni teskin etmek istiyor gibiydi. Bir an ikisine baktım, sonra önerdiği gibi oradan ayrıldım.

* * *

Jeremy buz gibi bakışlarla Charlotte’a tepeden bakmaya devam etti. Kız ayağa kalkma sürecindeydi ama Jeremy buna izin vermezdi. Ve hiçbir uyarıda bulunmadan ayağı dosdoğru ona doğru savruldu.

Güm!

“Ah!”

Darbe doğrudan omzuna indiği için Charlotte tekrar yere kapaklandı.

“Doğrusu Xana çok fazla merhametli. Ben senin gibi küçük bir cadıya asla katlanmazdım.”

Daha da yaklaşan Jeremy, Charlotte’ı zaten darmadağın olmuş saçlarından tutarak yerden kaldırdı. Her şeye rağmen kız, onun tutuşunun altından meydan okurcasına dik dik baktı. Jeremy bile onun bu gözü pekliğine hayran kalmaktan kendini alamadı. Charlotte’ı asgari güçle alt etmek için tam da en savunmasız noktalarına saldırmak Roxana’ya özgü bir davranıştı.

Beceri açısından başından beri dengesiz bir kavga olduğu açıktı ama iki kız kardeş benzer şekilde eşleşmiş olsaydı daha ağır yaralanmalardan kaçınmak oldukça zor olurdu. Charlotte, Roxana ile yaşadığı bu tür karşılaşmalardan sonra daha da içerlemiş görünüyordu ama Jeremy üvey ablasının bu kadar hoşgörülü olmaması gerektiği görüşündeydi.

“Kahretsin Charlotte. Baş belası olmayı ne zaman bırakacaksın? Zindanda kalan o pislik yüzünden zaten sabrımın sınırındayım.”

Jeremy, Charlotte’a sert bir azar savururken gözlerinden ateş fışkırıyordu ve bu da kızın irkilmesine neden oldu.

“Ne dedim ki bu kadar yanlış olan?” diye sordu cılız bir sesle.

“Kapa çeneni geri zekalı. Senin gibi bir hiçiğin Roxana gibi birine meydan okuması… Nasıl hatalı olmazsın?”

“Neden her zaman onun tarafını tutuyorsun Jeremy? Bu yeni oyuncakta olduğu gibi. Onu ne kadar istediğimi biliyordun.”

Charlotte sanki büyük bir haksızlığa uğramış gibi neredeyse feryat ediyordu. Bu durum erkek kardeşini etkilemedi ama en sonunda saçını bıraktı. Değersiz bir çöp parçasını iter gibi bunu soğukkanlılıkla yaptı.

“Dinle, hırsını çıkarmak istiyorsan git zindandaki o pislikten çıkar. Gerçekten düşünürsen, tüm bu dertler o ucubenin Roxana’nın dikkatini çekmesi yüzünden çıktı.”

Sadece Cassis hakkında konuşmak bile Jeremy’yi çileden çıkarmış görünüyordu. Roxana’ya tutsak Pedelian’ı rahat bırakacağına dair söz vermemiş olsaydı, o Mavi Varis’in ya da her ne karın ağrısıysa onun icabına çoktan bakmış olurdu. Ablasının gözüne girmek için oyuncak üzerindeki hakkından çoktan vazgeçmişken, onun oyuncağa olan ilgisinin gerçek olduğunu öğrenmek Jeremy’yi düpedüz berbat hissettirmişti.

“Şaka yapmıyorum. Gerçekten her şey o Mavi orospu çocuğunun suçu.”

Cinayet arzusuyla dolan Jeremy, zindandaki Pedelian’ı düşünürken dişlerini gıcırdattı.

“‘Mavi orospu çocuğu’ mu?” diye sordu Charlotte şok içinde.

“Öyle olması gerekiyor. Mavi Varis, Cassis Pedelian.”

Oğlanın kimliğinin açığa çıktığını duyan Charlotte’ın gözleri alev alev yandı. Yeni oyuncağın kimliğini duymanın onun için şoktan öte bir şey olduğu açıktı. Küçük kız kardeşinin gözlerindeki öfkeyi sezen Jeremy, onu kendi lehine kullanabileceğini fark etti.

*Elbette ona ben dokunamam ama kirli işimi başkasının yapmasına kim engel olabilir ki?*

Tabii ki Roxana’nın bu suçu kendisine bağlamasının hiçbir yolu olmadığından emin olmalıydı. Charlotte ile neredeyse sempati duyar gibi konuştu: “Yazık oldu, değil mi? Gerçekten tam senin tipin.”

Jeremy onunla alay ederken Charlotte dudağını ısırdı.

“Ama elden ne gelir ki? Sadece bir tane oyuncak var.”

Sözlerinin kız kardeşini açgözlülük, kıskançlık ve nefretle nasıl da kaynattığını görünce sırıttı.

“Yani, sırf onunla oynayamıyorsun diye gidip onu kıracak değilsin ya. Değil mi Charlotte?”